İçeriğe geç
EveryLingua Tüm dillerSözlük
TR

B1  ·  82 kelime

Almanca: Fikir ve tartışma

Ne düşündüğünü söylemek, nedenini açıklamak ve kavga çıkarmadan karşı çıkmak — B1 sınavlarının büyük kısmı bu kelimelerden oluşur.

Almancada bir görüşün çoğunu üç kalıp taşır ve bunları hazır birer parça gibi öğrenmek gerekir: meiner Meinung nach („bence, bana göre“), ich finde, dass … („bence …, … diye düşünüyorum“) ve es kommt darauf an („duruma göre değişir“). İlkinde edat ismin arkasına geçer: meiner Meinung nach — tıpkı Türkçedeki „bana göre“ gibi; Türkçe konuşan için kalıbın en kolay yanı budur. Asıl dikkat edilecek yer sözcük dizilişidir: trotzdem, deswegen, außerdem gibi bir kelimeyle başlayan cümlede çekimli fiil hemen ikinci sıraya, özne onun arkasına gelir: Deswegen habe ich abgesagt. Bir de üslup: Almanca itiraz oldukça doğrudandır. Bir toplantıda Das sehe ich anders. demek normal ve kibardır; uzun bir yumuşatma girişi burada nezaket değil, kaçamak gibi algılanabilir.

Kelimeler

Fiil (24)

diskutierentartışmak, görüşmekFiilB1
Wir haben stundenlang darüber diskutiert.Bunu saatlerce tartıştık.

über + belirtme hâli (Akkusativ); Partizip II'de ge- yok: diskutiert.

begründengerekçelendirmekFiilB1
Können Sie das begründen?Bunu gerekçelendirebilir misiniz?

Ayrılamayan fiil: begründet.

zustimmenkatılmak, onaylamakFiilB1
Da stimme ich Ihnen zu.Bu konuda size katılıyorum.

Ayrılabilen fiil; kişi yönelme hâlinde (Dativ): ich stimme Ihnen zu.

widersprechenitiraz etmek, karşı çıkmakFiilB1
Ich muss Ihnen da widersprechen.Burada size itiraz etmek zorundayım.

Ayrılamayan fiil, Dativ ile.

ablehnenreddetmekFiilB1
Der Antrag wurde abgelehnt.Başvuru reddedildi.

Ayrılabilen fiil: lehnt ab, abgelehnt.

vorschlagenönermek, teklif etmekFiilB1
Ich schlage vor, wir treffen uns Montag.Pazartesi buluşmamızı öneriyorum.

Ayrılabilen ve düzensiz: du schlägst vor, vorgeschlagen.

überzeugenikna etmekFiilB1
Das Ergebnis hat mich nicht überzeugt.Sonuç beni ikna etmedi.

Ayrılamayan fiil. Dönüşlü sich überzeugen „kendi gözüyle görüp emin olmak“.

behaupteniddia etmekFiilB1
Er behauptet, davon nichts gewusst zu haben.Bundan haberi olmadığını iddia ediyor.
bezweifelnşüphe etmek, kuşkulanmakFiilB1
Das bezweifle ich stark.Bundan çok şüpheliyim.
übertreibenabartmakFiilB1
Jetzt übertreibst du.Şimdi abartıyorsun.

Ayrılamayan: übertrieben, ge- yok.

einsehenkabul etmek, hak vermekFiilB1
Das sehe ich ein.Bunu kabul ediyorum.

Ayrılabilen ve düzensiz: sah ein, eingesehen. Bir belgeyi „incelemek“ anlamı da var.

sich einigenanlaşmak, uzlaşmakFiilB1
Wir haben uns auf einen Kompromiss geeinigt.Bir uzlaşmada anlaştık.

Dönüşlü, auf + Akkusativ ile.

einleuchtenmantıklı gelmek, akla yatmakFiilB1
Das leuchtet mir ein.Bu bana mantıklı geliyor.

Ayrılabilen; kişi Dativ'de: das leuchtet mir ein.

nachvollziehenanlamak, mantığını kavramakFiilB1
Ich kann das gut nachvollziehen.Bunu gayet iyi anlayabiliyorum.

Ayrılabilen fiil. Birinin düşünce yolunu anlamak; katılmak demek değil.

vermutentahmin etmek, sanmakFiilB1
Ich vermute, sie hat es vergessen.Sanırım unuttu.
klappenyolunda gitmek, olmakFiilB1
Hat mit dem Termin alles geklappt?Randevuyla ilgili her şey yolunda gitti mi?

Konuşma dili. Asıl anlamı „katlamak, açıp kapamak“: den Tisch hochklappen.

klärennetleştirmek, halletmekFiilB1
Das müssen wir noch klären.Bunu daha netleştirmemiz gerekiyor.
bestimmenbelirlemek, karar vermekFiilB1
Wer bestimmt hier die Regeln?Burada kuralları kim belirliyor?
beschließenkarar vermek, karara bağlamakFiilB1
Wir haben beschlossen, nach Leipzig zu ziehen.Leipzig'e taşınmaya karar verdik.

Formlar: beschließt, beschloss, beschlossen.

betreffenilgilendirmek, etkilemekFiilB1
Die Änderung betrifft alle Mitarbeiter.Değişiklik bütün çalışanları ilgilendiriyor.

Formlar: betrifft, betraf, betroffen.

entsprechenuymak, karşılık gelmekFiilB1
Das entspricht nicht der Wahrheit.Bu gerçeği yansıtmıyor.

Dativ ile. Formlar: entspricht, entsprach, entsprochen.

fassenkavramak; tutmak; almak (kapasite)FiilB1
Ich kann es noch gar nicht fassen.Hâlâ inanamıyorum.

Salon için kapasite: Der Saal fasst 200 Leute. einen Entschluss fassen: „karar almak“.

scheiternbaşarısız olmak, suya düşmekFiilB1
Der Plan ist am Geld gescheitert.Plan para yüzünden suya düştü.

Perfekt sein ile: ist gescheitert.

feststellentespit etmek, fark etmekFiilB1
Wir konnten keinen Fehler feststellen.Hiçbir hata tespit edemedik.

Ayrılabilen fiil: stellt fest, festgestellt.

Zarf (13)

einerseitsbir yandanZarfB1
Einerseits ist es billiger, andererseits dauert es länger.Bir yandan daha ucuz, öte yandan daha uzun sürüyor.

Neredeyse hep andererseits ile birlikte.

andererseitsöte yandan, diğer taraftanZarfB1
Andererseits hat er nicht ganz unrecht.Öte yandan pek de haksız sayılmaz.
trotzdemyine de, buna rağmenZarfA2
Trotzdem würde ich es noch einmal machen.Yine de bir kez daha yapardım.

Cümle başındaysa fiil hemen arkasından gelir: Trotzdem würde ich …

deswegenbu yüzden, bu nedenleZarfB1
Deswegen habe ich abgesagt.Bu yüzden iptal ettim.

Aynı anlamda deshalb ve darum.

außerdemayrıca, üstelikZarfA2
Außerdem ist es zu weit.Üstelik çok uzak.
offensichtlichbelli ki, açıkçaZarfB1
Offensichtlich hat das niemand gelesen.Belli ki bunu kimse okumamış.
allerdingsama, gerçi; elbetteZarfB1
Das stimmt allerdings.Gerçi bu doğru.

Vurguya göre bir itirazı başlatır ya da onaylar: Allerdings! „Kesinlikle!“

immerhinhiç değilse, yine deZarfB1
Immerhin hat er sich entschuldigt.Hiç değilse özür diledi.
wahrscheinlichmuhtemelen, büyük olasılıklaZarfA2
Morgen regnet es wahrscheinlich.Yarın muhtemelen yağmur yağacak.
stattdessenonun yerineZarfB1
Das Kino war voll, stattdessen sind wir spazieren gegangen.Sinema doluydu, onun yerine yürüyüşe çıktık.
hoffentlichinşallah, umarımZarfA2
Hoffentlich ist das Wetter morgen schön.Umarım yarın hava güzel olur.
teilweisekısmenZarfB1
Das stimmt nur teilweise.Bu yalnızca kısmen doğru.
jeweilsher biri, her seferindeZarfB1
Die Kinder bekommen jeweils zwei Euro.Çocukların her biri iki avro alıyor.

İsim (26)

die Meinungfikir, görüşİsimB1
Meiner Meinung nach ist das falsch.Bence bu yanlış.

meiner Meinung nach: nach arkaya gelir ve yönelme hâli (Dativ) ister, „bana göre“ gibi.

die Diskussiontartışma, müzakereİsimB1
Die Diskussion führte zu nichts.Tartışma bir sonuca varmadı.
der Grundsebep, neden; dip, zeminİsimB1
Dafür gibt es einen guten Grund.Bunun iyi bir sebebi var.

Çoğulu: die Gründe.

der Vorteilavantaj, yararİsimB1
Der größte Vorteil ist der Preis.En büyük avantajı fiyatı.
der Nachteildezavantaj, sakıncaİsimB1
Ein Nachteil ist die schlechte Verbindung.Bir dezavantajı da bağlantının kötü olması.
das Argumentargüman, gerekçeİsimB1
Das Argument überzeugt mich nicht.Bu argüman beni ikna etmiyor.

Kavga anlamında değil; kavga der Streit.

der Vorschlagöneri, teklifİsimB1
Das ist ein guter Vorschlag.Bu iyi bir öneri.

Çoğulu: die Vorschläge.

der Zweifelşüphe, kuşkuİsimB1
Daran habe ich keinen Zweifel.Buna hiç şüphem yok.

ohne Zweifel: „şüphesiz“.

der Standpunktbakış açısı, görüşİsimB1
Ich verstehe seinen Standpunkt.Onun bakış açısını anlıyorum.
der Kompromissuzlaşma, orta yolİsimB1
Ein Kompromiss wäre allen lieber.Herkes bir orta yolu tercih ederdi.
der EindruckizlenimİsimB1
Ich habe den Eindruck, dass sich nichts ändert.Hiçbir şeyin değişmediği izlenimindeyim.

Çoğulu: die Eindrücke.

das Missverständnisyanlış anlama, yanlış anlaşılmaİsimB1
Da liegt ein Missverständnis vor.Burada bir yanlış anlaşılma var.

Çoğulu: die Missverständnisse.

die Ahnungfikir, sezgiİsimA2
Ich habe keine Ahnung, wo er ist.Nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok.

Keine Ahnung! „Hiç bilmiyorum!“

der UnterschiedfarkİsimA2
Was ist der Unterschied zwischen den beiden?İkisi arasındaki fark ne?

Çoğulu: die Unterschiede.

das Gegenteilkarşıt, zıtİsimA2
Das Gegenteil von groß ist klein.Büyüğün zıttı küçüktür.
die SituationdurumİsimA2
Die Situation ist nicht einfach.Durum kolay değil.
die Lagekonum; durumİsimA2
Die Wohnung hat eine gute Lage.Dairenin konumu iyi.

Ev ilanlarında hep konum anlamında: zentrale Lage.

die Tatsachegerçek, olguİsimB1
Das ist eine Tatsache, keine Meinung.Bu bir olgu, görüş değil.
die Erklärungaçıklama; beyanİsimB1
Für den Fehler gibt es eine einfache Erklärung.Hatanın basit bir açıklaması var.

Resmî bir „beyan“ anlamı da var: die Steuererklärung vergi beyannamesi.

die Bedingungşart, koşulİsimB1
Ich komme mit, unter einer Bedingung.Gelirim, bir şartla.
die Maßnahmeönlem, tedbirİsimB1
Die Stadt plant neue Maßnahmen gegen den Lärm.Belediye gürültüye karşı yeni önlemler planlıyor.
der Schlussson; sonuçİsimB1
Am Schluss haben alle gelacht.Sonunda herkes güldü.

Çoğulu: die Schlüsse; Schluss machen „bitirmek, ayrılmak“.

die ÄnderungdeğişiklikİsimB1
Es gibt eine kleine Änderung im Programm.Programda küçük bir değişiklik var.
die Generationkuşak, nesilİsimB1
Jede Generation hat ihre eigenen Probleme.Her kuşağın kendi sorunları var.
der SkandalskandalİsimB1
Der Skandal stand in allen Zeitungen.Skandal bütün gazetelerdeydi.
das Verhältnisilişki; oranİsimB1
Sie hat ein gutes Verhältnis zu ihrem Bruder.Kardeşiyle arası iyi.

Sayılarda oran: im Verhältnis eins zu drei. Çoğulu die Verhältnisse „koşullar“ da demek.

Kalıp ifade (4)

zum BeispielörneğinKalıp ifadeA2
Nimm zum Beispiel die Öffnungszeiten.Örneğin açılış saatlerini ele al.

Kısaltması z. B., noktadan sonra boşlukla.

recht habenhaklı olmakKalıp ifadeA2
Da hast du recht.Bu konuda haklısın.

Küçük harfle yazılır; Almancada haklılığa „sahip olunur“: Du hast recht.

es kommt darauf anduruma göre değişir, … bağlıKalıp ifadeB1
Es kommt darauf an, wie viel Zeit wir haben.Ne kadar vaktimiz olduğuna bağlı.

Hemen her soruya verilebilecek Almanca cevap.

vor allemözellikle, her şeyden önceKalıp ifadeB1
Vor allem fehlt die Zeit.Özellikle zaman yok.

Hep iki kelime.

Sıfat (15)

einverstandenrazı, hemfikirSıfatB1
Sind Sie damit einverstanden?Buna razı mısınız?

Yalnızca sein ile ve mit + Dativ: Ich bin damit einverstanden. Tek başına Einverstanden! „Tamam, anlaştık!“

egalfark etmez, önemsizSıfatA2
Das ist mir egal.Benim için fark etmez.

Das ist mir egal. sert de duyulabilir; kibar biçimi Das ist mir gleich. ya da Wie du willst.

sachlichnesnel, konuya bağlıSıfatB1
Bitte bleib sachlich.Konudan sapma, nesnel kal.
unklarbelirsiz, açık olmayanSıfatB1
Mir ist noch unklar, wann wir anfangen.Ne zaman başlayacağımız benim için hâlâ belirsiz.
typischtipikSıfatA2
Das ist typisch für ihn.Tam ondan beklenecek bir şey.
klassischklasikSıfatB1
Sie hört am liebsten klassische Musik.En çok klasik müzik dinliyor.
überraschendşaşırtıcı; beklenmedik şekildeSıfatB1
Das Ergebnis war für alle überraschend.Sonuç herkes için şaşırtıcıydı.
offiziellresmîSıfatB1
Die offizielle Sprache ist Deutsch.Resmî dil Almanca.
gegenseitigkarşılıklı; birbirineSıfatB1
Die beiden helfen sich gegenseitig.İkisi birbirine yardım ediyor.
zufälligtesadüfen; rastgeleSıfatB1
Ich habe ihn zufällig im Supermarkt getroffen.Onunla süpermarkette tesadüfen karşılaştım.
verlässlichgüvenilirSıfatB1
Sie ist eine sehr verlässliche Kollegin.Çok güvenilir bir iş arkadaşı.
freiwilliggönüllü; isteğe bağlıSıfatB1
Die Teilnahme ist freiwillig.Katılım isteğe bağlı.
gesamtbütün, tüm, toplamSıfatB1
Die gesamte Familie kommt zum Essen.Bütün aile yemeğe geliyor.

Yalnızca isimden önce: die gesamte Zeit; zarf olarak insgesamt.

ausreichendyeterliSıfatB1
Haben wir ausreichend Zeit?Yeterince vaktimiz var mı?

Okul notu olarak ausreichend (4) „geçer, zar zor“; 1 en iyi not, 6 en kötü.

betroffenetkilenen; üzgün, sarsılmışSıfatB1
Viele Familien sind von der Erhöhung betroffen.Birçok aile zamdan etkileniyor.

die Betroffenen: „etkilenenler, mağdurlar“.

Bu liste Fikir bildirmek, düşünmek ve tartışmak grubuna ait — bir bütün olarak da çalışılabilen bir liste ve 82 kelime.

Bu listeyi çalış

Bu 82 kelimeden her turda istediğin kadarı — hepsine kadar: önce bugün tekrar zamanı gelenler, sonra yeniler. Önce seçersin, sonra boşluğu doldurursun, sonra kendin yazarsın. Hatalar kısa süre sonra yeniden gelir.

Bu kelimeleri dinleme alıştırmasında dinle ve tanı