İçeriğe geç
EveryLingua Tüm dillerSözlük
TR

En işe yarar 1000 Almanca kelime

Sırayla, her biri Türkçe anlamı, türü, seviyesi ve gerçekten geçtiği bir örnek cümleyle. Kaç tanesini görmek istediğini aşağıda ayarlarsın — 50 ile 1600 arasında. Alıştırma liste sayfalarında yapılır.

„En işe yarar“ burada ne demek

Sıra iddia edilmiyor, hesaplanıyor. Sayılan, bir kelimenin bu sitedeki hedef dil cümlelerinde ne sıklıkta geçtiğidir — her örnek cümlede, her dilbilgisi kuralında, her okuma metninde. Böylece her kelime için, bu malzemenin ne kadarını açtığı görülür. Aynı hesap, düzleştiği yeri gösteren eğriyle birlikte Nereden başlarsın? sayfasında ayrıntılı olarak anlatılıyor.

Almancanın bütünü hakkında hiçbir şey söylemez; burada yürüyen birinin yolu hakkında ise her şeyi söyler. Bu yüzden bu sitede tek bir cümlede bile geçmeyen bir kelime listede yok: İyi bir kelime olabilir, ama burada hiçbir şey açmaz.

Bu liste ne değildir: bir derlemden çıkarılmış sıklık listesi değildir, bir ders kitabından alınmamıştır ve bir sınavın resmî kelime listesi değildir. 1600 kelimenin ötesine geçmek istersen bütün kelime listeleri hemen orada.

1000 kelime.

kommengelmekFiilA1
Ich komme aus Irland.İrlandalıyım.

Güçlü fiil: kommen – kam – gekommen; Perfekt'i sein ile kurar. Memleket sorulunca Ich komme aus … = „…lıyım“.

bittelütfen; rica ederimZarfA1
Einen Kaffee, bitte.Bir kahve, lütfen.

Üç işi var: „lütfen“, bir teşekküre karşılık „rica ederim“ ve sesi yükselterek söylenince „efendim?“, yani „anlamadım“.

gehengitmek; yürümekFiilA1
Wir gehen jetzt nach Hause.Şimdi eve gidiyoruz.

gehen – ging – gegangen, Perfekt'i sein ile. Yürüyerek gitmek demektir; taşıtla gidiyorsan fahren. Wie geht es dir? da bu fiille kurulur.

fahren(taşıtla) gitmek; sürmekFiilA1
Wir fahren mit dem Zug nach Hamburg.Trenle Hamburg'a gidiyoruz.

Güçlü, ünlüsü değişir: du fährst, er fährt. Türkçede ikisi de „gitmek“: yürüyerek gehen, taşıtla fahren. Yolculukta Perfekt'i sein ile.

gebenvermekFiilA1
Gib mir bitte das Salz.Tuzu bana verir misin?

du gibst, er gibt; geben – gab – gegeben. es gibt „var“ kalıbında da bu fiil vardır.

zweiikiSayıA1
Wir bleiben zwei Nächte.İki gece kalıyoruz.

Telefonda drei ile karışmasın diye çoğu zaman zwo denir.

stehenayakta durmak, (dik) durmakFiilA1
Die Flasche steht im Kühlschrank.Şişe buzdolabında.

Dik duran şeyler için: şişe, dolap, ayakkabı. Güçlü: stehen – stand – gestanden.

das Hausev; binaİsimA1
Das Haus ist über hundert Jahre alt.Ev yüz yıldan eski.

Çoğul: die Häuser. nach Hause „eve (doğru)“, zu Hause „evde“ — Türkçedeki „eve“ ile „evde“ farkı.

heutebugünZarfA1
Heute habe ich frei.Bugün izinliyim.
der TaggünİsimA1
Der Tag war lang.Uzun bir gündü.

Çoğul: die Tage.

morgenyarınZarfA1
Morgen fahre ich nach München.Yarın Münih'e gidiyorum.

der Morgen „sabah“ ile karıştırma. „Yarın sabah“ morgen früh.

sagensöylemek, demekFiilA1
Was hast du gerade gesagt?Az önce ne dedin?

Zayıf ve düzenli. Söylediğin kişi yönelme hâli alır: Sag mir … „bana söyle“.

machenyapmakFiilA1
Was machst du heute Abend?Bu akşam ne yapıyorsun?

Zayıf ve tamamen düzenli — emin olamadığında başvuracağın fiil.

der ZugtrenİsimA1
Der Zug hat zwanzig Minuten Verspätung.Tren yirmi dakika rötarlı.

Çoğul: die Züge.

nehmenalmak; (yemekte) seçmekFiilA1
Ich nehme das Schnitzel.Ben şnitzel alıyorum.

Güçlü fiil, ünlüsü çok değişir: du nimmst, er nimmt, genommen. Sipariş verirken: Ich nehme … „Ben … alayım“.

das BuchkitapİsimA1
Das Buch habe ich zweimal gelesen.Kitabı iki kez okudum.

Çoğulu: die Bücher.

das Jahryıl, seneİsimA1
Wir sind seit einem Jahr hier.Bir yıldır buradayız.

Çoğul: die Jahre.

die WochehaftaİsimA1
Nächste Woche bin ich nicht da.Gelecek hafta burada değilim.

Çoğul: die Wochen.

sehengörmekFiilA1
Siehst du den Turm da hinten?Arkadaki kuleyi görüyor musun?

du siehst, er sieht; sehen – sah – gesehen.

der TischmasaİsimA1
Der Tisch ist zu klein für sechs Personen.Masa altı kişi için çok küçük.

Çoğul: die Tische.

arbeitençalışmakFiilA1
Sie arbeitet bei einer Bank.Bir bankada çalışıyor.

Gövde -t ile biter, bu yüzden araya -e- girer: du arbeitest, er arbeitet. Ders çalışmak ise lernen.

das KindçocukİsimA1
Wir haben zwei Kinder.İki çocuğumuz var.

Çoğul: die Kinder. Cinsiyetsiz — yavru anlamındaki kelimelerin çoğu gibi.

kleinküçük; kısa boyluSıfatA1
Wir suchen eine kleine Wohnung.Küçük bir daire arıyoruz.
brauchenihtiyacı olmak, gerekmekFiilA1
Wir brauchen noch Milch.Daha süt lazım.

Zayıf ve belirtme hâli ister. Türkçede „bana süt lazım“ denir, Almancada kişi öznedir: Ich brauche Milch.

dreiüçSayıA1
Der Zug fährt um drei Uhr.Tren saat üçte kalkıyor.
essenyemek (yemek yemek)FiilA1
Wir essen um sieben zu Abend.Akşam yemeğini yedide yiyoruz.

Güçlü fiil: du isst, er isst; Perfekt'te gegessen.

gesterndünZarfA1
Gestern hat es den ganzen Tag geregnet.Dün bütün gün yağmur yağdı.
mögensevmek, hoşlanmakFiilA1
Ich mag keinen Kaffee.Kahve sevmem.

ich mag, du magst, er mag. Ich möchte onun kibar biçimidir: „… istiyorum, … alabilir miyim“.

wartenbeklemekFiilA1
Wir warten schon eine halbe Stunde.Yarım saattir bekliyoruz.

Gövde -t ile biter: du wartest, er wartet. Türkçede „birini beklemek“, Almancada auf + belirtme hâli: auf dich warten.

das Autoaraba, otomobilİsimA1
Wir sind mit dem Auto gekommen.Arabayla geldik.

Çoğul: die Autos — alıntı kelime olduğu için -s çoğulu.

etwasbir şey; birazZamirA1
Möchten Sie etwas trinken?Bir şey içer misiniz?

Konuşmada kısaca was. „Biraz“ anlamı da var: etwas müde „biraz yorgun“.

wasneSoru sözcüğüA1
Was machst du am Wochenende?Hafta sonu ne yapıyorsun?
die FrauHanım, Bayan; kadınİsimA1
Frau Weber ist heute nicht im Haus.Weber Hanım bugün burada değil.

Çoğul: die Frauen. Evli olsun olmasın her yetişkin kadın için, soyadıyla: Frau Weber. Fräulein artık kullanılmaz.

fragensormakFiilA1
Frag doch einfach den Schaffner.Kondüktöre sorsana.

Zayıf ve belirtme hâli ister: Türkçedeki „birine sormak“ Almancada „birini sormak“tır — Ich frage den Lehrer.

lesenokumakFiilA1
Sie liest jeden Abend eine halbe Stunde.Her akşam yarım saat okur.

du liest, er liest; lesen – las – gelesen.

liegenyatmak, (yatık) durmakFiilA1
Das Buch liegt auf dem Tisch.Kitap masada.

Yatık duran şeyler için. Güçlü: liegen – lag – gelegen. Türkçede „durmak“ ya da sadece „-de“ yeter.

allehepsi, herkesZamirA1
Alle sind pünktlich gekommen.Herkes zamanında geldi.
bleibenkalmakFiilA1
Wir bleiben noch eine Nacht.Bir gece daha kalıyoruz.

bleiben – blieb – geblieben, Perfekt'i sein ile.

neuyeniSıfatA1
Wir haben neue Nachbarn.Yeni komşularımız var.
wohnenoturmak, ikamet etmekFiilA1
Wir wohnen seit zwei Jahren hier.İki yıldır burada oturuyoruz.

leben „yaşamak, hayatta olmak“; wohnen ise bir yerde oturmak, adresinin orada olması: Wo wohnst du? = „Nerede oturuyorsun?“

achtsekizSayıA1
Wir treffen uns um acht.Sekizde buluşuyoruz.
altyaşlı; eskiSıfatA1
Wie alt bist du?Kaç yaşındasın?

Karşılaştırma: älter, am ältesten. Yaş sorusu bu sıfatla kurulur: Wie alt bist du?, kelimesi kelimesine „ne kadar yaşlısın?“

hörenduymak; dinlemekFiilA1
Hörst du die Musik von nebenan?Yan daireden gelen müziği duyuyor musun?

Zayıf. Türkçede iki fiil, Almancada tek: Musik hören „müzik dinlemek“.

die MinutedakikaİsimA1
Warte bitte eine Minute.Bir dakika bekle, olur mu?

Çoğul: die Minuten.

die Uhrsaat (alet); saat …İsimA1
Wie viel Uhr ist es?Saat kaç?

Çoğul: die Uhren. Saat söylerken de kullanılır: um drei Uhr „saat üçte“.

gernseverek, seve seveZarfA1
Ich trinke gern Tee.Çay içmeyi severim.

Türkçe „…meyi severim“ der, Almanca fiile gern ekler: Ich trinke gern Tee. Karşılaştırma: lieber, am liebsten.

schreibenyazmakFiilA1
Ich schreibe ihm eine Nachricht.Ona bir mesaj yazıyorum.

schreiben – schrieb – geschrieben.

trinkeniçmekFiilA1
Was möchten Sie trinken?Ne içersiniz?

Güçlü fiil: trinken – trank – getrunken. Sigara „içmek“ ise rauchen.

zehnonSayıA1
Es kostet zehn Euro.On avro tutuyor.
languzunSıfatA1
Der Weg war ziemlich lang.Yol epey uzundu.

Karşılaştırma: länger. Boy için değil, groß kullanılır.

sprechenkonuşmakFiilA1
Sprechen Sie Almanca?İngilizce konuşuyor musunuz?

Güçlü fiil, ünlüsü değişir: du sprichst, er spricht.

der KaffeekahveİsimA1
Ich hätte gern einen Kaffee.Bir kahve alabilir miyim?

Çoğul: die Kaffees, „fincanlar dolusu kahve“. Almanya'da kahve süzme kahvedir; Türk kahvesi türkischer Mokka.

die Arbeitiş, çalışmaİsimA1
Die Arbeit macht mir Spaß.İşimden keyif alıyorum.

Yazılı bir ödev ya da sınav kâğıdı anlamına da gelir.

die Stundesaat (süre)İsimA1
Der Kurs dauert zwei Stunden.Kurs iki saat sürüyor.

Çoğul: die Stunden. Altmış dakikalık süre; saatin gösterdiği saat ise Uhr. Türkçede ikisi de „saat“: „iki saat sürer“ zwei Stunden, „saat iki“ zwei Uhr.

die Wohnungdaire, evİsimA1
Die Wohnung hat drei Zimmer und einen Balkon.Dairede üç oda ve bir balkon var.

Çoğul: die Wohnungen. Apartmandaki kiralık ev; müstakil ev das Haus.

helfenyardım etmekFiilA1
Kannst du mir kurz helfen?Bana biraz yardım edebilir misin?

du hilfst, er hilft. Yönelme hâli (Dativ) ister — tıpkı Türkçedeki „birine yardım etmek“ gibi: jemandem helfen.

die TürkapıİsimA1
Mach bitte die Tür zu.Kapıyı kapatır mısın?

Çoğul: die Türen.

regnenyağmur yağmakFiilA1
Es regnet seit gestern Abend.Dün akşamdan beri yağmur yağıyor.

Öznesi hep es: Es regnet. Türkçedeki gibi „yağmur“ kelimesini ayrıca söylemeye gerek yok.

der EuroavroİsimA1
Das macht zwölf Euro fünfzig.On iki avro elli sent ediyor.

Sayıdan sonra tekil kalır, Türkçedeki gibi: zwölf Euro.

der HundköpekİsimA1
Der Hund muss dreimal am Tag raus.Köpeğin günde üç kez dışarı çıkması gerekiyor.
ziehençekmekFiilA2
Ziehen, nicht drücken.„Çekin, itmeyin.“

Kapılarda Ziehen (çek) ya da Drücken (it) yazar. Fiilin bir anlamı da „taşınmak“: nach Berlin ziehen.

der SchlüsselanahtarİsimA1
Ich habe meinen Schlüssel vergessen.Anahtarımı unuttum.

Çoğul: die Schlüssel.

sechsaltıSayıA1
Ich stehe um sechs auf.Altıda kalkıyorum.
der Arztdoktor, hekimİsimA1
Ich muss morgen zum Arzt.Yarın doktora gitmem lazım.

Çoğul: die Ärzte. Dişili Umlaut ile: die Ärztin.

der Brudererkek kardeş; ağabeyİsimA1
Mein Bruder wohnt in Berlin.Erkek kardeşim Berlin'de oturuyor.

Çoğul: die Brüder. „Abi“ için ayrı kelime yok: mein älterer Bruder.

der HerrBey, Bay; beyefendiİsimA1
Guten Tag, Herr Schneider.İyi günler, Schneider Bey.

Çoğul: die Herren. Türkçedeki „Bey“ adın arkasına gelir, Herr ise soyadının önüne: Herr Schneider. Zayıf isimdir: tekil yalın hâl dışında hep -n alır (den Herrn).

großbüyük; uzun boyluSıfatA1
Der Tisch ist zu groß für die Küche.Masa mutfak için fazla büyük.

Karşılaştırma: größer, am größten. İnsan için „uzun boylu“: Er ist groß.

kaltsoğukSıfatA1
Die Suppe ist kalt geworden.Çorba soğumuş.

Karşılaştırma: kälter. Üşüdüğünü söylemek için: Mir ist kalt, kelimesi kelimesine „bana soğuk“.

der SamstagcumartesiİsimA1
Am Samstag gehen wir auf den Markt.Cumartesi pazara gidiyoruz.

Kuzey Almanya'da Sonnabend da denir.

findenbulmak; (bir fikirde) olmakFiilA1
Ich finde die Adresse nicht.Adresi bulamıyorum.

Güçlü: finden – fand – gefunden. Fikir için de: Ich finde das gut „bence bu iyi“.

heißenadı … olmakFiilA1
Wie heißt deine Tochter?Kızının adı ne?

Gövde -ß ile biter, bu yüzden du heißt olur, heißst değil.

kaufensatın almakFiilA1
Wo hast du die Schuhe gekauft?Bu ayakkabıları nereden aldın?

Zayıf. Alışveriş yapmak einkaufen.

kurzkısaSıfatA1
Ich mache es kurz.Kısa keseyim.

Karşılaştırma: kürzer.

woneredeSoru sözcüğüA1
Wo ist die nächste Haltestelle?En yakın durak nerede?

Yalnızca yer için. „Nereye?“ wohin, „nereden?“ woher — Türkçedeki üç ek, Almancada üç ayrı kelime.

anrufenaramak (telefonla)FiilA1
Ich rufe dich morgen an.Yarın seni ararım.

Ayrılabilen ve belirtme hâli ister — Türkçedeki „birini aramak“ gibi: Ich rufe dich an.

das FensterpencereİsimA1
Das Fenster steht offen.Pencere açık.

Çoğul: die Fenster.

der FilmfilmİsimA1
Der Film dauert über drei Stunden.Film üç saatten uzun sürüyor.
der Kollegemeslektaş, iş arkadaşıİsimA2
Ein Kollege hat mir das erzählt.Bunu bana bir iş arkadaşım anlattı.

Çoğul: die Kollegen. Zayıf isim. Dişili die Kollegin.

der TerminrandevuİsimA1
Ich hätte gern einen Termin.Bir randevu almak istiyorum.

Çoğul: die Termine. Doktorda da resmî dairede de çoğu zaman randevusuz iş yürümez.

schlafenuyumakFiilA1
Ich habe gestern schlecht geschlafen.Dün gece kötü uyudum.

du schläfst, er schläft; schlafen – schlief – geschlafen.

schöngüzelSıfatA1
Das war ein schöner Abend.Güzel bir akşamdı.

Dilek bildiren kalıplarda da: Schönen Tag noch!

sitzenoturmak, oturuyor olmakFiilA1
Wir sitzen auf dem Balkon.Balkonda oturuyoruz.

Güçlü: sitzen – saß – gesessen. Bir evde „oturmak“, yani ikamet etmek ise wohnen.

treffenbuluşmak; rastlamakFiilA1
Wir treffen uns um sieben.Yedide buluşuyoruz.

du triffst, er trifft; getroffen. İki kişi buluşunca dönüşlü: sich treffen.

der SonntagpazarİsimA1
Sonntags haben die Geschäfte zu.Pazar günleri dükkânlar kapalı.

Almanya'da pazar günü dükkânların çoğu gerçekten kapalıdır; alışverişi cumartesiye bırakma.

kennentanımak, bilmek (kişi, yer)FiilA1
Kennst du seine Schwester?Kız kardeşini tanıyor musun?

Türkçedeki „bilmek“in iki yarısı: kişiler ve yerler için kennen, bilgiler için wissen.

spielenoynamak; çalmak (çalgı)FiilA1
Die Kinder spielen draußen.Çocuklar dışarıda oynuyor.

Çalgı için de: Gitarre spielen „gitar çalmak“.

suchenaramakFiilA1
Ich suche die Touristeninformation.Turist danışma bürosunu arıyorum.

Türkçedeki gibi belirtme hâli ister, edat yok: Ich suche den Bahnhof „istasyonu arıyorum“. Telefonla aramak ise anrufen.

zusammenbirlikte, beraberZarfA1
Wir wohnen zusammen in einer WG.Bir öğrenci evinde birlikte oturuyoruz.

Hesap öderken de duyarsın: Zusammen oder getrennt? „Birlikte mi, ayrı ayrı mı?“

das WassersuİsimA1
Ein Wasser ohne Kohlensäure, bitte.Gazsız bir su, lütfen.

Lokantada yalnızca ein Wasser dersen çoğu zaman gazlı maden suyu gelir. Sade su: ohne Kohlensäure, stilles Wasser.

erklärenaçıklamakFiilA1
Können Sie das noch einmal erklären?Bunu bir kez daha açıklayabilir misiniz?
jetztşimdiZarfA1
Jetzt habe ich keine Zeit.Şu anda vaktim yok.
laufenyürümek; koşmakFiilA1
Wir sind den ganzen Weg gelaufen.Bütün yolu yürüdük.

Güçlü: du läufst, er läuft. Günlük dilde çoğunlukla „yürümek“; koşmak için rennen ya da joggen.

lernenöğrenmek; ders çalışmakFiilA1
Sie lernt seit einem Jahr Deutsch.Bir yıldır Almanca öğreniyor.

Zayıf. Üniversitede okumak studieren.

vierdörtSayıA1
Die Wohnung hat vier Zimmer.Dairede dört oda var.

Almanya'da ilanlarda oda sayısına salon da dahildir: vier Zimmer Türkçedeki „3+1“e yakındır.

wissenbilmek (bir bilgiyi)FiilA1
Ich weiß die Antwort nicht.Cevabı bilmiyorum.

Tekilde düzensiz: ich weiß, du weißt, er weiß. Bilgi için; kişileri ve yerleri bilmek, tanımak kennen. Türkçede ikisi de „bilmek“.

der Bahnhofistasyon, garİsimA1
Der Bahnhof ist zehn Minuten zu Fuß.İstasyon yürüyerek on dakika.

Çoğul: die Bahnhöfe. Eril, çünkü son parçası der Hof.

der BusotobüsİsimA1
Der Bus fährt alle zehn Minuten.Otobüs on dakikada bir geçiyor.

Çoğul: die Busse. Şehirler arası otobüs der Fernbus.

der LehreröğretmenİsimA1
Unser Lehrer erklärt das sehr gut.Öğretmenimiz bunu çok iyi anlatıyor.

Çoğul: die Lehrer — ek yok. Dişili die Lehrerin.

der Mannadam, erkek; kocaİsimA1
Der Mann am Fenster ist mein Nachbar.Pencerenin yanındaki adam benim komşum.

Çoğul: die Männer. „Koca“ anlamı da var: mein Mann „kocam“.

zahlenödemekFiilA1
Ich möchte bitte zahlen.Ödemek istiyorum.

Garsona Zahlen, bitte! denir: „Hesap, lütfen!“

zwanzigyirmiSayıA1
Der Bus kommt in zwanzig Minuten.Otobüs yirmi dakika sonra geliyor.
danketeşekkürler, sağ olÜnlemA1
Danke, das ist sehr nett.Teşekkürler, çok naziksin.
das KinosinemaİsimA1
Wir gehen heute Abend ins Kino.Bu akşam sinemaya gidiyoruz.

„Sinemaya“ = ins Kino: yön bildirdiği için belirtme hâli (Akkusativ).

das ZimmerodaİsimA1
Mein Zimmer geht nach hinten hinaus.Odam arka tarafa bakıyor.

Çoğul: die Zimmer — -er ile biten çoğu isim gibi eksiz.

der FreitagcumaİsimA1
Freitagabend ist immer viel los.Cuma akşamları hep çok hareketli olur.
der NachbarkomşuİsimA1
Der Nachbar hat einen lauten Hund.Komşunun gürültücü bir köpeği var.

Çoğul: die Nachbarn. Zayıf isim: den Nachbarn, dem Nachbarn. Dişili die Nachbarin.

der SommeryazİsimA1
Wir fahren im Sommer ans Meer.Yaz gelince deniz kenarına gidiyoruz.

Çoğul: die Sommer.

die Stadtşehir, kentİsimA1
Wir fahren am Samstag in die Stadt.Cumartesi şehre, merkeze gidiyoruz.

Çoğul: die Städte.

fallendüşmekFiilA2
Der Schlüssel ist unter den Tisch gefallen.Anahtar masanın altına düştü.

Hedef belirtme hâlinde (Akkusativ): unter den Tisch.

halbyarım, buçukSıfatA1
Es ist halb drei.Saat iki buçuk.

Gelecek saate doğru sayar: halb drei = „iki buçuk“, üç değil! Türkçedeki saatin yarım saat ilerisini söyle.

vergessenunutmakFiilA1
Ich habe meinen Schlüssel vergessen.Anahtarımı unuttum.

du vergisst, er vergisst; ayrılamayan, bu yüzden ge- yok: vergessen.

das Wetterhava (durumu)İsimA1
Wie wird das Wetter morgen?Yarın hava nasıl olacak?

Çoğulu yok. Hava durumu raporu der Wetterbericht; nefes aldığın hava ise die Luft.

der Freundarkadaş; erkek arkadaş, sevgiliİsimA1
Ein Freund von mir arbeitet dort.Bir arkadaşım orada çalışıyor.

Çoğul: die Freunde. Mein Freund çoğu zaman „sevgilim“ anlamına gelir; sıradan bir arkadaş için ein Freund von mir de.

der GartenbahçeİsimA1
Die Kinder spielen im Garten.Çocuklar bahçede oynuyor.

Çoğul: die Gärten.

der MonatayİsimA1
Die Miete ist am ersten des Monats fällig.Kira ayın birinde ödenir.

Çoğul: die Monate. Gökteki ay ise der Mond.

der MontagpazartesiİsimA1
Am Montag fängt der Kurs an.Kurs pazartesi başlıyor.

Günlerin hepsi eril. „Pazartesi günü“ am Montag; „her pazartesi“ montags.

der WegyolİsimA1
Können Sie mir den Weg zum Bahnhof zeigen?İstasyonun yolunu bana gösterebilir misiniz?

Çoğul: die Wege. Gidilen yol, güzergâh; araç yolu ise die Straße.

die FamilieaileİsimA1
Meine Familie wohnt in Köln.Ailem Köln'de oturuyor.

Çoğul: die Familien. Dört hece: Fa-mi-li-e.

die FragesoruİsimA1
Ich habe eine Frage.Bir sorum var.

Çoğul: die Fragen.

die KüchemutfakİsimA1
In der Küche ist es warm.Mutfakta hava sıcak.

Çoğul: die Küchen. „Mutfak“ gibi „yemek kültürü“ anlamı da var: die türkische Küche.

hängenasılı olmak; asmakFiilA2
Das Bild hängt über dem Sofa.Resim kanepenin üstünde asılı.

„Asılı olmak“ anlamında güçlü (hing, gehangen); bir şeyi „asmak“ anlamında zayıf (hängte, gehängt).

kostentutmak, … para olmakFiilA1
Was kostet das Menü?Menü ne kadar?

Gövde -t ile biter: es kostet.

oftsık sıkZarfA1
Wir gehen oft spazieren.Sık sık yürüyüşe çıkarız.
schickengöndermek, yollamakFiilA2
Schick mir bitte die Adresse.Bana adresi yolla.

Daha resmîsi: senden.

siebenyediSayıA1
Sieben Tage hat die Woche.Haftada yedi gün var.
verstehenanlamakFiilA1
Das verstehe ich nicht.Bunu anlamıyorum.

Ayrılamayan ön ek: Partizip II ge- almaz, verstanden olur.

werkimSoru sözcüğüA1
Wer hat angerufen?Kim aradı?

Yalın hâli sorar. „Kimi?“ wen, „kime?“ wem — Türkçedeki ekler gibi.

bringengetirmek; götürmekFiilA1
Bring bitte das Buch mit.Kitabı yanında getir, olur mu?

Karışık fiil: bringen – brachte – gebracht. Hem „getirmek“ hem „götürmek“.

das FahrradbisikletİsimA1
Mein Fahrrad steht im Keller.Bisikletim bodrumda.

Çoğul: die Fahrräder. Kısaca das Rad.

die LeuteinsanlarİsimA1
Hier sind heute viele Leute.Bugün burada çok insan var.

Yalnızca çoğul, fiil de hep çoğul: die Leute sind.

fangenyakalamak, tutmakFiilB1
Er hat den Ball nicht gefangen.Topu tutamadı.
müdeyorgun; uykuluSıfatA1
Ich bin heute sehr müde.Bugün çok yorgunum.
spätgeçSıfatA1
Es ist schon spät.Saat epey geç oldu.

Karşılaştırma: später „sonra“. Dakik olmamak zu spät: „geç kalıyorum“ Ich komme zu spät.

zwölfon ikiSayıA1
Zwölf Monate sind ein Jahr.On iki ay bir yıl eder.
ankommenvarmak, gelmekFiilA1
Der Zug kommt um halb sechs an.Tren beş buçukta geliyor.

Ayrılabilen, Perfekt'i sein ile: ich bin angekommen. Saate dikkat: halb sechs = beş buçuk.

das BrotekmekİsimA1
Ich hole noch Brot vom Bäcker.Fırından ekmek alacağım.

Çoğul: die Brote, „somunlar“ ya da „ekmek çeşitleri“. Alman ekmeği çoğunlukla koyu ve çavdarlıdır; Türkiye'deki beyaz somuna en yakını das Weißbrot.

denkendüşünmekFiilA1
Ich denke oft an zu Hause.Sık sık memleketi düşünüyorum.

Karışık fiil: denken – dachte – gedacht. „Birini/bir şeyi düşünmek“ an + belirtme hâli: an dich denken.

der MarktpazarİsimA1
Auf dem Markt ist das Obst frischer.Pazarda meyveler daha taze.

Çoğulu: die Märkte. Haftalık pazar der Wochenmarkt.

der Urlaubtatil, izinİsimA1
Wir haben im Juni Urlaub.Haziranda iznimiz var.

Çoğulu die Urlaube, nadiren kullanılır. İşten alınan yıllık izin de budur. Okul tatili ise die Ferien, yalnızca çoğul.

die BlumeçiçekİsimA1
Die Blumen brauchen jeden zweiten Tag Wasser.Çiçeklerin iki günde bir suya ihtiyacı var.
die E-Maile-postaİsimA1
Die E-Mail ist nicht angekommen.E-posta gelmedi.
die KartekartİsimA1
Kann ich mit Karte zahlen?Kartla ödeyebilir miyim?

Harita, bilet ve yemek listesi için de kullanılır.

die MutteranneİsimA1
Seine Mutter arbeitet im Krankenhaus.Annesi hastanede çalışıyor.

Çoğul: die Mütter.

geradedüz, dümdüzSıfatA2
Die Linie ist nicht ganz gerade.Çizgi tam düz değil.

Zarf olarak „şu anda, az önce“ demektir: Ich komme gerade „şimdi geliyorum“.

gleichaynı; birazdanSıfatA1
Wir haben die gleiche Größe.Aynı bedeniz.

Zarf olarak „birazdan, hemen“: Ich komme gleich „hemen geliyorum“.

kochenyemek pişirmekFiilA1
Wer kocht heute Abend?Bu akşam yemeği kim yapıyor?
spätersonra, daha sonraZarfA1
Das machen wir später.Onu sonra yaparız.

Bis später! = „Sonra görüşürüz!“

weißbeyazSıfatA1
Die Wände sind weiß gestrichen.Duvarlar beyaza boyanmış.

„Biliyor“ anlamındaki er weiß ile aynı yazılır.

besserdaha iyiSıfatA1
Mir geht es schon besser.Şimdiden daha iyiyim.

gut sıfatının düzensiz karşılaştırması.

das Bürobüro, ofisİsimA1
Mein Büro ist im dritten Stock.Ofisim üçüncü katta.
der Preisfiyat; ödülİsimA1
Der Preis steht auf dem Etikett.Fiyat etiketin üstünde yazıyor.

Çoğul: die Preise. Yarışmada kazanılan „ödül“ anlamı da var. Mağazalarda pazarlık genellikle yapılmaz.

die MusikmüzikİsimA1
Was für Musik hörst du?Ne tür müzik dinliyorsun?
die Schwesterkız kardeş; ablaİsimA1
Ich habe eine ältere Schwester.Bir ablam var.

Çoğul: die Schwestern. „Hemşire“ anlamında da duyarsın: die Krankenschwester.

die Stelleiş, pozisyon, kadroİsimA2
Sie hat eine neue Stelle gefunden.Yeni bir iş buldu.

„Yer, nokta“ anlamı da var. İş ilanı: die Stellenanzeige.

die Straßesokak, cadde, yolİsimA1
Die Straße ist wegen einer Baustelle gesperrt.Yol, inşaat yüzünden kapalı.

Çoğul: die Straßen. Adreslerde kısaca Str.; numara sokak adının arkasına gelir: Bahnhofstraße 12.

fünfbeşSayıA1
Das dauert nur fünf Minuten.Sadece beş dakika sürer.
leidermaalesef, ne yazık kiZarfA1
Leider habe ich keine Zeit.Maalesef vaktim yok.
schwerağır; zorSıfatA1
Der Koffer ist zu schwer.Bavul çok ağır.

İki anlamı da çok sık: „ağır“ ve „zor“.

wannne zamanSoru sözcüğüA1
Wann fängt der Film an?Film ne zaman başlıyor?
der BriefmektupİsimA1
Der Brief ist heute gekommen.Mektup bugün geldi.
der KurskursİsimA2
Der Kurs ist schon voll.Kurs çoktan doldu.

Döviz kuru anlamına da gelir. Entegrasyon kursu: der Integrationskurs.

die Jackeceket; montİsimA1
Zieh dir eine Jacke an.Bir ceket giy.

Çoğul: die Jacken. Kalın kışlık mont da Jacke olabilir.

die Omanine, babaanne, anneanneİsimA1
Am Sonntag besuchen wir die Oma.Pazar günü nineme gidiyoruz.

Çoğul: die Omas.

die ZeitunggazeteİsimA1
Die Zeitung kommt morgens um sechs.Gazete sabah altıda geliyor.

-ung ile biten isimler hep dişildir.

draußendışarıdaZarfA1
Draußen ist es viel kälter.Dışarısı çok daha soğuk.

Karşıtı drinnen „içeride“.

kaumneredeyse hiç, ancakZarfB1
Es waren kaum zwanzig Leute da.Ancak yirmi kişi vardı.
lachengülmekFiilA2
Wir haben viel gelacht.Çok güldük.

Neye güldüğün über ile: über einen Witz lachen.

volldoluSıfatA1
Der Zug war völlig voll.Tren tıklım tıklımdı.
zeigengöstermekFiilA2
Zeig mir bitte den Weg.Bana yolu göster.
der DonnerstagperşembeİsimA1
Bis Donnerstag brauche ich eine Antwort.Perşembeye kadar bir cevap lazım.
der Fehlerhata, yanlışİsimA2
Da ist mir ein Fehler unterlaufen.Orada bir hata yapmışım.
der Platzmeydan; yer; koltukİsimA1
Der Markt ist auf dem Platz vor der Kirche.Pazar, kilisenin önündeki meydanda kuruluyor.

Çoğul: die Plätze. „Boş yer“ anlamı da var: Ist hier noch Platz? „Burada yer var mı?“

der SeegölİsimA2
Der See ist im Winter zugefroren.Göl kışın donuyor.

Eril der See göl; dişil die See deniz. Artikel anlamı değiştirir.

der VaterbabaİsimA1
Mein Vater ist Lehrer.Babam öğretmen.

Çoğul: die Väter. Mesleği söylerken artikel yoktur: Er ist Lehrer.

die PersonkişiİsimA1
Für wie viele Personen ist der Tisch?Masa kaç kişilik?

Çoğul: die Personen. Kişi erkek olsa da hep dişil.

die Rechnunghesap, faturaİsimA1
Die Rechnung, bitte!Hesap, lütfen!

Çoğul: die Rechnungen. -ung ile biten her isim gibi dişil. Lokantada Zahlen, bitte! de denir.

die Verspätunggecikme, rötarİsimA2
Wegen Verspätung erreichen Sie den Anschluss nicht.Gecikme yüzünden aktarma treninize yetişemeyeceksiniz.

Tren bir saatten fazla gecikirse bilet parasının bir kısmını geri isteyebilirsin.

früherkenSıfatA1
Wir müssen früh aufstehen.Erken kalkmamız gerekiyor.

Karşılaştırma: früher, „eskiden“ anlamına da gelir.

frühereskiden; daha erkenZarfA2
Früher war hier ein Kino.Eskiden burada bir sinema vardı.

Türkçedeki „eskiden … -erdi“ yapısının karşılığı: fiil değişmeden früher eklenir.

heißsıcak, çok sıcakSıfatA1
Im August wird es hier sehr heiß.Ağustosta burası çok sıcak olur.

Karşılaştırma: heißer, am heißesten. warm'dan daha güçlü; hava için „sıcak“ derken çoğu zaman warm yeter.

langsamyavaş, yavaşçaSıfatA1
Können Sie bitte langsam sprechen?Lütfen biraz yavaş konuşabilir misiniz?
schneidenkesmek, doğramakFiilA2
Schneiden Sie die Zwiebel klein.„Soğanı ince doğrayın.“

Düzensiz: schnitt, geschnitten.

sich setzenoturmakFiilA2
Setz dich doch.Otursana.

Hareket bildirir: sich setzen oturmak, sitzen oturuyor olmak.

spazieren gehenyürüyüşe çıkmak, gezmekFiilA2
Nach dem Essen gehen wir immer spazieren.Yemekten sonra hep yürüyüşe çıkarız.

İki kelime; çekimlenen gehen: Wir gehen spazieren.

warmılık, sıcakSıfatA1
Heute ist es angenehm warm.Bugün hava güzel ılık.

Karşılaştırma: wärmer. Kendine sıcak geldiğini söylemek için Mir ist warm.

warumneden, niçinSoru sözcüğüA1
Warum hast du nichts gesagt?Neden bir şey söylemedin?
abendsakşamlarıZarfA2
Abends lese ich meistens.Akşamları genellikle kitap okurum.
bezahlenödemekFiilA1
Kann ich mit Karte bezahlen?Kartla ödeyebilir miyim?

Ayrılamayan ön ek: Partizip II ge- almaz, bezahlt olur.

das Brötchenküçük ekmek, sandviç ekmeğiİsimA1
Zwei Brötchen, bitte.İki küçük ekmek, lütfen.

-chen yüzünden cinsiyetsiz. Kahvaltının tek kişilik ekmeği; tek tek sayılarak alınır. Bavyera'da Semmel, Berlin'de Schrippe.

das GeldparaİsimA1
Ich habe kein Geld dabei.Yanımda hiç para yok.

Çoğulu kullanılmaz.

das MeerdenizİsimA2
Wir fahren im Sommer ans Meer.Yaz aylarında denize gidiyoruz.
der Bescheidresmî karar yazısı, bildirimİsimB1
Der Bescheid kommt per Post.Karar postayla geliyor.

Bir karara itiraz (Widerspruch) süresi genellikle bir aydır ve yazının sonunda belirtilir; tarihi hemen not et. Bescheid sagen ise „haber vermek“ demektir.

der Flurkoridor, antreİsimA2
Die Schuhe stehen im Flur.Ayakkabılar antrede.

Çoğul: die Flure. Ayakkabıyı kapının önüne değil içeriye, antreye koymak Almanya'da da yaygındır.

der Namead, isimİsimA1
Wie war noch einmal Ihr Name?Adınız neydi?

Çoğul: die Namen. Tamlayan hâli düzensiz: des Namens.

der RauchdumanİsimB1
Der Rauch zog ins Treppenhaus.Duman merdiven boşluğuna yayıldı.

Dumanlı merdivene girme; kapıyı kapatıp pencereden seslen.

der TeeçayİsimA1
Trinkst du Tee mit Milch?Çayı sütlü mü içersin?

Çoğul: die Tees. Almanya'da Tee çoğu zaman poşet ya da bitki çayıdır (Kräutertee); bizim demli çaya en yakını schwarzer Tee.

die Firmafirma, şirketİsimA2
Die Firma hat vierzig Mitarbeiter.Şirkette kırk çalışan var.

Çoğulu: die Firmen.

die Tascheçanta; cepİsimA1
Die Tasche ist ziemlich schwer.Çanta epey ağır.

Çoğul: die Taschen. Tek kelime, iki anlam: el çantası ve pantolon cebi.

frischtazeSıfatA1
Ist das Brot noch frisch?Ekmek hâlâ taze mi?
sich freuensevinmek; dört gözle beklemekFiilA2
Ich freue mich auf den Urlaub.Tatili dört gözle bekliyorum.

sich freuen auf = gelecek bir şeyi sabırsızlıkla beklemek; sich freuen über = olmuş bir şeye sevinmek.

soforthemen, derhâlZarfA2
Ich komme sofort.Hemen geliyorum.
tragengiymek (üstünde olmak); taşımakFiilA1
Sie trägt heute Schwarz.Bugün siyah giymiş.

du trägst, er trägt; getragen. İki anlam da çok sık: kıyafet „giymek“ ve yük „taşımak“.

wehağrıyan, acıyanSıfatA1
Mir tut der Kopf weh.Başım ağrıyor.

Neredeyse yalnızca wehtun içinde: Mir tut der Kopf weh.

wienasılSoru sözcüğüA1
Wie kommt man am besten dorthin?Oraya en iyi nasıl gidilir?
das GeschenkhediyeİsimA1
Ich suche noch ein Geschenk.Daha bir hediye arıyorum.

Çoğul: die Geschenke. Hediye paket yaptırmak için: Können Sie es als Geschenk einpacken?

das Handycep telefonuİsimA1
Mein Handy ist gleich leer.Telefonumun şarjı bitmek üzere.

İngilizce görünür ama İngilizcede bu anlamda kullanılmaz.

das Mädchenkız (çocuk)İsimA1
Das Mädchen liest ein Buch.Kız kitap okuyor.

Cinsiyetsiz, çünkü -chen ile biten her isim cinsiyetsizdir. Çoğul: die Mädchen.

das Radtekerlek; bisikletİsimA2
Ich fahre jeden Tag mit dem Rad.Her gün bisikletle gidiyorum.

Çoğulu: die Räder. Bisiklet için kısa ad; uzunu das Fahrrad.

das SalztuzİsimA1
Kannst du mir bitte das Salz geben?Tuzu bana verir misin?

Normal kullanımda çoğulu yok.

das Stücktane, adet; parçaİsimA1
Ich nehme drei Stück.Üç tane alıyorum.

Sayıdan sonra tekil kalır: drei Stück.

der Ausweiskimlik kartıİsimA2
Haben Sie Ihren Ausweis dabei?Kimliğiniz yanınızda mı?

Almanya'da herkesin geçerli bir kimlik belgesi olması zorunludur; yabancılar için bu, pasaport ile Aufenthaltstitel (oturum izni) demektir.

der BalltopİsimA1
Die Kinder spielen mit dem Ball.Çocuklar topla oynuyor.
der FußayakİsimA1
Wir sind zu Fuß gegangen.Yürüyerek gittik.

Çoğul: die Füße.

der KühlschrankbuzdolabıİsimA1
Der Kühlschrank ist fast leer.Buzdolabı neredeyse boş.

Çoğul: die Kühlschränke. Eril, çünkü son parçası der Schrank.

der SchuhayakkabıİsimA1
Die Schuhe sind zu klein.Ayakkabılar küçük geliyor.

Çoğul: die Schuhe. Ayakkabı numarası die Schuhgröße.

der Studentüniversite öğrencisiİsimA1
Er ist Student in Leipzig.Leipzig'de üniversite okuyor.

Çoğul: die Studenten. Zayıf isim: den Studenten. Yalnızca üniversite için; okul öğrencisi der Schüler.

die AdresseadresİsimA1
Meine Adresse hat sich geändert.Adresim değişti.

Adres değişince yeni adresini bildirmelisin: Ummeldung (adres değişikliği kaydı).

die Bankbanka; bank (oturak)İsimA1
Neben der Bank ist eine Bäckerei.Bankanın yanında bir fırın var.

İki anlam, iki çoğul: bankalar die Banken, oturaklar die Bänke.

die KatzekediİsimA1
Die Katze schläft den halben Tag.Kedi günün yarısını uyuyarak geçiriyor.

Erkek kedi bile olsa die Katze; erkeği özellikle söylemek için der Kater.

die PrüfungsınavİsimA2
Die Prüfung dauert zwei Stunden.Sınav iki saat sürüyor.
freundlichgüler yüzlü, nazikSıfatA1
Die Bedienung war ausgesprochen freundlich.Garsonlar son derece güler yüzlüydü.
jemandbiri, birisiZamirA2
Hat jemand nach mir gefragt?Beni soran oldu mu?

Olumsuzu niemand „hiç kimse“.

kaputtbozuk, kırıkSıfatA1
Der Aufzug ist wieder kaputt.Asansör yine bozuk.

Günlük ama her yerde kullanılır. Resmîsi defekt.

krankhastaSıfatA1
Er ist seit Montag krank.Pazartesiden beri hasta.
leerboşSıfatA1
Die Flasche ist schon leer.Şişe bitmiş bile.
legen(yatık) koymak, bırakmakFiilA2
Ich lege den Schlüssel auf den Tisch.Anahtarı masaya bırakıyorum.

liegen'in hareket biçimi; belirtme hâli ister: auf den Tisch „masaya“.

nettkibar, nazik, hoşSıfatA1
Das ist sehr nett von Ihnen.Çok naziksiniz.
neundokuzSayıA1
Der Laden öffnet um neun.Dükkân dokuzda açılıyor.
passenuymak, olmak (beden)FiilA1
Die Hose passt mir nicht.Pantolon bana olmuyor.

Kişi yönelme hâli alır: Die Hose passt mir „pantolon bana uyuyor“. Randevu için de: Passt dir Montag? „Pazartesi sana uyar mı?“

ruhigsakin, sessizSıfatA1
Bleib bitte ruhig.Sakin ol.

Kip edatı olarak „çekinme“ demek: Frag ruhig! = „Sor tabii!“

schwarzsiyah, karaSıfatA1
Ich trinke den Kaffee schwarz.Kahvemi sade içerim.

Kahvede „sütsüz“ demektir; şekersiz için ohne Zucker.

teuerpahalıSıfatA1
Das ist mir zu teuer.Bu bana pahalı.

Ek alınca -e- düşer: ein teures Hemd.

wachsenbüyümek, yetişmekFiilA2
Hier wächst nichts außer Moos.Burada yosundan başka bir şey yetişmiyor.

Düzensiz: du wächst, wuchs, ist gewachsen; Perfekt sein ile.

waschenyıkamakFiilA2
Ich wasche die Wäsche am Wochenende.Çamaşırları hafta sonu yıkıyorum.

Güçlü, ünlüsü değişir: du wäschst, er wäscht.

aufstehenkalkmak (yataktan)FiilA1
Ich stehe unter der Woche um sechs auf.Hafta içi altıda kalkıyorum.

Ayrılabilen ve Perfekt'i sein ile: ich bin aufgestanden.

baldyakındaZarfA1
Wir sehen uns bald.Yakında görüşürüz.

Bis bald! = „Görüşmek üzere!“

bestehensınavı geçmek; oluşmakFiilB1
Er hat die Prüfung bestanden.Sınavı geçti.

bestehen aus = -den oluşmak. Ayrılamayan fiil: bestanden.

das CafékafeİsimA1
Wir treffen uns im Café gegenüber.Karşıdaki kafede buluşuyoruz.
das HotelotelİsimA1
Das Hotel liegt direkt am Bahnhof.Otel istasyonun hemen yanında.
das KrankenhaushastaneİsimA2
Sie arbeitet im Krankenhaus.Hastanede çalışıyor.

Çoğul: die Krankenhäuser. die Klinik de denir.

das Paketpaket, koliİsimA2
Für Sie ist ein Paket abgegeben worden.Size bir paket bırakıldı.

Büyük paket; küçüğü das Päckchen.

der BalkonbalkonİsimA2
Auf dem Balkon steht ein kleiner Tisch.Balkonda küçük bir masa var.

Çoğul: die Balkone ya da die Balkons.

der BaumağaçİsimA1
Der Baum ist über hundert Jahre alt.Ağaç yüz yaşından büyük.

Çoğulu: die Bäume.

der BergdağİsimA2
Von dem Berg sieht man bis zur Grenze.Dağdan sınıra kadar görünüyor.
der Kellerbodrum, kilerİsimA2
Die Fahrräder stehen im Keller.Bisikletler bodrumda.

Çoğul: die Keller. Apartmanların çoğunda her kiracının kilitli bir bodrum bölmesi vardır.

der LadendükkânİsimA2
Der kleine Laden an der Ecke hat bis acht offen.Köşedeki küçük dükkân sekize kadar açık.

Çoğul: die Läden.

der Mantelpalto, kabanİsimA1
Mein Mantel hängt an der Garderobe.Paltom vestiyerde asılı.

Çoğul: die Mäntel.

der ParkparkİsimA1
Am Sonntag gehen wir in den Park.Pazar günü parka gidiyoruz.

Çoğul: die Parks. Araba park etmek parken.

der Schirmşemsiye; abajur; ekranİsimB1
Nimm einen Schirm mit, es regnet.Yanına şemsiye al, yağmur yağıyor.

Çoğul: die Schirme. der Regenschirm'in kısası; abajur ve görüntünün düştüğü ekran (der Bildschirm) anlamı da var.

der VertragsözleşmeİsimB1
Der Vertrag läuft bis Ende des Jahres.Sözleşme yıl sonuna kadar geçerli.

Çoğulu: die Verträge. İş sözleşmesi der Arbeitsvertrag; imzalamadan önce süreyi ve fesih süresini oku.

der WeinşarapİsimA1
Der Wein kommt aus der Pfalz.Şarap Pfalz bölgesinden.

Çoğul: die Weine.

der WinterkışİsimA1
Der Winter war ungewöhnlich mild.Kış alışılmadık derecede ılık geçti.

Çoğul: die Winter.

die Farberenk; boyaİsimA1
Welche Farbe hat das Auto?Araba ne renk?

Çoğul: die Farben. „Boya“ anlamı da var.

die FlascheşişeİsimA1
Zwei Flaschen Wasser, bitte.İki şişe su alayım.

Burada çoğul gerekir: zwei Flaschen, ama zwei Stück.

die MilchsütİsimA1
Die Milch ist leider sauer.Süt maalesef ekşimiş.

Çoğulu yok.

die Nachrichtmesaj; haberİsimA2
Ich schicke dir gleich eine Nachricht.Sana hemen bir mesaj atıyorum.

Çoğul die Nachrichten aynı zamanda „haberler“ demektir.

die SuppeçorbaİsimA1
Die Suppe ist zu salzig.Çorba çok tuzlu.

Çoğul: die Suppen. Çorba Almancada „içilmez“, „yenir“: Suppe essen.

funktionierençalışmak, işlemekFiilA2
Das funktioniert bei mir nicht.Bende çalışmıyor.
genautam, kesinSıfatA2
Das ist genau die richtige Menge.Bu tam doğru miktar.

Tek başına Genau! = „Aynen! Kesinlikle!“

gießensulamak; dökmekFiilB1
Kannst du die Blumen gießen?Çiçekleri sulayabilir misin?

Düzensiz: goss, gegossen.

hallomerhabaÜnlemA1
Hallo, wie geht es dir?Merhaba, nasılsın?
lautyüksek sesli, gürültülüSıfatA1
Die Musik war zu laut.Müzik çok yüksekti.
leidüzgün (kalıpta)ZarfA1
Es tut mir leid, ich habe es vergessen.Özür dilerim, unuttum.

etwas leid sein = bir şeyden bıkmış olmak.

morgenssabahlarıZarfA2
Morgens bin ich zu nichts zu gebrauchen.Sabahları hiçbir işe yaramam.
nassıslakSıfatA1
Meine Schuhe sind ganz nass.Ayakkabılarım sırılsıklam.
vorbeigeçmiş, bitmişZarfA2
Der Sommer ist schon vorbei.Yaz çoktan bitti.
wemkimeSoru sözcüğüA1
Wem gehört die Tasche?Bu çanta kimin?

gehören („ait olmak“) yönelme hâli ister: Wem gehört …? = „… kime ait?“

das BettyatakİsimA1
Das Bett ist noch nicht gemacht.Yatak daha toplanmadı.

Çoğul: die Betten. „Yatağı toplamak“ das Bett machen.

das FormularformİsimA2
Das Formular gibt es auch online.Form internette de var.
das GemüsesebzeİsimA1
Das Gemüse ist vom Markt.Sebzeler pazardan.

Toplu isim, Almancada tekil: Das Gemüse ist frisch. Ge- ön ekli toplu isimler cinsiyetsizdir.

das Geschäftdükkân, mağaza; işİsimA1
Die Geschäfte schließen um acht.Dükkânlar sekizde kapanıyor.

Çoğul: die Geschäfte. „Ticaret, iş“ anlamı da var: Das Geschäft läuft gut.

das Glasbardak; kavanoz; camİsimA1
Ein Glas Wasser, bitte.Bir bardak su alayım.

Çoğulu: die Gläser. Kavanoz ve malzeme olarak cam da demek.

das HemdgömlekİsimA1
Das Hemd muss gebügelt werden.Gömleğin ütülenmesi lazım.

Çoğul: die Hemden. Kadın gömleği çoğu zaman die Bluse.

das KonzertkonserİsimA2
Das Konzert war schon ausverkauft.Konserin biletleri çoktan tükenmişti.
das PaarçiftİsimA2
Ein Paar Schuhe steht noch draußen.Bir çift ayakkabı hâlâ dışarıda duruyor.

Büyük harfle ein Paar = bir çift; küçük harfle ein paar = birkaç.

das Rezeptreçete; yemek tarifiİsimA2
Dafür brauchen Sie ein Rezept.„Bunun için reçeteniz olması gerekiyor.“

Çoğul: die Rezepte. Türkçedeki „reçete“ gibi, ama yemek tarifi anlamı da var.

der ApfelelmaİsimA1
Möchtest du einen Apfel?Elma ister misin?

Çoğul: die Äpfel.

der Flussnehir, ırmakİsimA2
Der Fluss führt viel Wasser.Nehirde su çok yüksek.

Çoğulu: die Flüsse.

der HerbstsonbaharİsimA1
Im Herbst wird es früh dunkel.Sonbaharda hava erken kararıyor.

Çoğul: die Herbste.

der Jungeoğlan, erkek çocukİsimA1
Der Junge da vorne wartet auf seinen Vater.Öndeki çocuk babasını bekliyor.

Çoğul: die Jungen. Zayıf isim: den Jungen, dem Jungen.

die Bäckereifırın, ekmek fırınıİsimA1
Die Bäckerei macht um sechs auf.Fırın saat altıda açılıyor.

-ei ile biten isimler dişildir: die.

die Elternanne baba, ebeveynİsimA1
Meine Eltern kommen am Wochenende.Annemle babam hafta sonu geliyor.

Yalnızca çoğul. Tek ebeveyn için ein Elternteil.

die Freundinkız arkadaş; sevgiliİsimA1
Meine Freundin kommt aus Polen.Arkadaşım Polonyalı.

Çoğul: die Freundinnen. -in dişil yapar, çoğulu hep -innen. Meine Freundin da çoğu zaman „sevgilim“ demektir.

die MietekiraİsimA2
Die Miete ist im letzten Jahr gestiegen.Kira geçen yıl arttı.

Çoğul: die Mieten. Fiili mieten „kiralamak“. Isınma ve aidat dahil kira die Warmmiete, hariç die Kaltmiete.

die NotenotİsimA2
Die Noten kommen nächste Woche.Notlar haftaya geliyor.

Müzikte „nota“ anlamına da gelir.

die Nudelnmakarna, erişteİsimA2
Die Nudeln brauchen acht Minuten.Makarna sekiz dakikada pişer.

Yemek olarak çoğul; tekili die Nudel.

die Postpostane; postaİsimA1
Ich muss noch zur Post.Daha postaneye gitmem lazım.

İki anlamda da çoğulu yok.

die SchuleokulİsimA1
Die Schule fängt um acht an.Okul sekizde başlıyor.

Çoğul: die Schulen.

die SonnegüneşİsimA1
Die Sonne scheint den ganzen Tag.Bütün gün güneş var.

Çoğulu die Sonnen, nadiren kullanılır.

die ZwiebelsoğanİsimA2
Von den Zwiebeln muss ich immer weinen.Soğandan hep gözlerim yaşarır.
dunkelkaranlık; koyuSıfatA1
Im Flur ist es dunkel.Koridor karanlık.

Ek alınca -e- düşer: ein dunkler Raum.

AlmancaİngilizceİsimA1
Sprechen Sie Almanca?İngilizce konuşuyor musunuz?

Cinsiyetsiz ve çoğunlukla artikelsiz: Ich lerne Almanca. Sıfat küçük harfle: Almanca. Türkçe de aynı: Ich spreche Türkisch.

fliegenuçmak, uçakla gitmekFiilA2
Wir fliegen am Sonntag zurück.Pazar günü uçakla geri dönüyoruz.

Düzensiz: flog – geflogen, Perfekt sein ile.

gefallenhoşuna gitmekFiilA2
Die Wohnung gefällt mir sehr.Daire çok hoşuma gidiyor.

Türkçedeki „hoşuna gitmek“ ile aynı yapı: beğenilen şey özne, beğenen kişi yönelme hâlinde — Die Wohnung gefällt mir = „Daire bana hoş geliyor“.

geschlossenkapalıSıfatA1
Die Filiale ist wegen Umbau geschlossen.Şube tadilat nedeniyle kapalı.
hochyüksekSıfatA1
Der Zaun ist zwei Meter hoch.Çit iki metre yüksekliğinde.

Ek alınca -c- düşer: ein hoher Zaun. Karşılaştırma: höher.

interessantilginçSıfatA2
Das klingt interessant.Kulağa ilginç geliyor.
ItalienİtalyaİsimA1
Mein Freund kommt aus Italien.Arkadaşım İtalyalı.

Cinsiyetsiz, artikelsiz: nach Italien, aus Italien.

leichthafif; kolaySıfatA1
Die Aufgabe war leichter als gedacht.Alıştırma sandığımdan kolaydı.

schwer'in tersi: hem ağırlıkta „hafif“ hem işte „kolay“.

los„was ist los?“ ne oldu?; gevşek, kopmuşZarfA1
Was ist los? Du siehst müde aus.Ne oldu? Yorgun görünüyorsun.
meldenbildirmekFiilB1
Melden Sie den Verlust bitte umgehend.Kaybı lütfen hemen bildirin.

Dönüşlü sich melden „haber vermek, ulaşmak“ demek.

mitkommenbirlikte gelmekFiilA1
Kommst du heute Abend mit?Bu akşam sen de geliyor musun?

Ayrılabilen, Perfekt'i sein ile.

natürlichtabii, elbetteZarfA1
Natürlich helfe ich dir.Tabii ki sana yardım ederim.
putzentemizlemekFiilA2
Am Samstag putzen wir die Fenster.Cumartesi camları siliyoruz.

Diş fırçalamak da bu fiille: Zähne putzen.

rotkırmızıSıfatA1
Die Ampel ist rot.Işık kırmızı.
schwimmenyüzmekFiilA1
Im Sommer schwimmen wir im See.Yaz aylarında gölde yüzeriz.

Düzensiz: schwamm – geschwommen, Perfekt çoğunlukla sein ile.

steigenartmak, yükselmekFiilB1
Die Preise steigen weiter.Fiyatlar artmaya devam ediyor.

Düzensiz: stieg – gestiegen, Perfekt sein ile.

trotzdemyine de, buna rağmenZarfA2
Trotzdem würde ich es noch einmal machen.Yine de bir kez daha yapardım.

Cümle başındaysa fiil hemen arkasından gelir: Trotzdem würde ich …

verschiebenertelemek, kaydırmakFiilB1
Können wir den Termin verschieben?Randevuyu başka bir güne alabilir miyiz?
antwortencevap vermekFiilA1
Er hat mir noch nicht geantwortet.Bana henüz cevap vermedi.

Kişi yönelme hâli alır, Türkçedeki gibi: mir antworten „bana cevap vermek“. Gövde -t ile biter: du antwortest.

besuchenziyaret etmekFiilA1
Wir besuchen am Sonntag meine Tante.Pazar günü teyzemi ziyaret ediyoruz.

Ayrılamayan ön ek: Partizip II besucht, ge- yok.

blaumaviSıfatA1
Sie trägt einen blauen Mantel.Mavi bir palto giyiyor.

Günlük dilde „sarhoş“ anlamına da gelir.

das Fieberateş (hastalıkta)İsimA2
Sie hat hohes Fieber.Ateşi yüksek.

Çoğulu yok. Yanan ateş ise das Feuer.

das FrühstückkahvaltıİsimA1
Das Frühstück gibt es ab sieben.Kahvaltı yediden itibaren var.

Çoğul: die Frühstücke. Fiili frühstücken „kahvaltı etmek“.

das KilokiloİsimA1
Ein Kilo Äpfel, bitte.Bir kilo elma, lütfen.

Çoğulu die Kilos, ama sayıdan sonra tekil: zwei Kilo. Ardından gelen şey eksiz: ein Kilo Äpfel, „elmadan“ değil.

das MuseummüzeİsimA1
Das Museum ist montags geschlossen.Müze pazartesileri kapalı.

Çoğul: die Museen — Latince kelime, Latince çoğul.

das ObstmeyveİsimA1
Obst gibt es hier das ganze Jahr.Burada bütün yıl meyve var.

Toplu isim, çoğulu yok. Tek bir meyve eine Frucht.

das RegalrafİsimA2
Der Reis steht im Regal ganz oben.Pirinç en üst rafta.
das Semesterdönem, yarıyılİsimB1
Im dritten Semester wird es leichter.Üçüncü dönemde işler kolaylaşıyor.
das TierhayvanİsimA1
Im Zoo gibt es über tausend Tiere.Hayvanat bahçesinde binden fazla hayvan var.
das ViertelçeyrekİsimA1
Viertel nach sechs ist er gegangen.Altıyı çeyrek geçe gitti.

Çoğul: die Viertel. Şehirde „semt, mahalle“ anlamı da var.

das Wortkelime, sözİsimA1
Dieses Wort kenne ich nicht.Bu kelimeyi bilmiyorum.

İki çoğulu var: tek tek kelimeler die Wörter, sözler die Worte.

der Chefpatron, şef, amirİsimA2
Der Chef ist heute nicht im Haus.Patron bugün burada değil.

Kadını: die Chefin. „Ş“ ile okunur, Fransızcadaki gibi.

der DienstagsalıİsimA1
Dienstag habe ich einen Termin.Salı günü randevum var.
der Himmelgök, gökyüzü; cennetİsimA1
Der Himmel wird langsam dunkel.Gökyüzü yavaş yavaş kararıyor.

Çoğulu die Himmel, nadiren kullanılır. Tek kelime, iki anlam.

der JunihaziranİsimA1
Die Prüfung ist Ende Juni.Sınav haziran sonunda.
der Kofferbavul, valizİsimA2
Mein Koffer ist nicht angekommen.Bavulum gelmedi.

Çoğulu değişmez: die Koffer.

der KäsepeynirİsimA1
Auf dem Brot ist Käse.Ekmeğin üstünde peynir var.

Çoğul: die Käse, „peynir çeşitleri“. Beyaz peynire en yakını marketlerde der Schafskäse ya da der Feta.

der Mitarbeiterçalışan, personelİsimB1
Alle Mitarbeiter bekommen eine E-Mail.Bütün çalışanlara bir e-posta gidiyor.

Kadını: die Mitarbeiterin.

der OpadedeİsimA1
Der Opa erzählt gern alte Geschichten.Dedem eski hikâyeler anlatmayı sever.

Çoğul: die Opas.

der PlanplanİsimA2
Hast du schon Pläne für den Sommer?Yaz için şimdiden planların var mı?

Çoğulu: die Pläne.

der RegenyağmurİsimA1
Bei dem Regen bleibe ich zu Hause.Bu yağmurda evde kalıyorum.

Çoğulu yok.

der SchrankdolapİsimA1
Die Teller sind im Schrank.Tabaklar dolapta.

Çoğul: die Schränke. Elbise dolabı da, mutfak dolabı da.

der SportsporİsimA1
Machst du regelmäßig Sport?Düzenli spor yapıyor musun?

„Spor yapmak“ = Sport machen ya da Sport treiben.

der Vorschlagöneri, teklifİsimB1
Das ist ein guter Vorschlag.Bu iyi bir öneri.

Çoğulu: die Vorschläge.

der Zahnarztdiş hekimi, dişçiİsimA2
Morgen gehe ich zum Zahnarzt.Yarın dişçiye gidiyorum.

Çoğul: die Zahnärzte. Kadın diş hekimi die Zahnärztin.

der ZuckerşekerİsimA1
Nehmen Sie Zucker in den Kaffee?Kahvenize şeker alır mısınız?

Çoğulu yok. Şekerleme, bonbon ise das Bonbon; „şeker hastalığı“ der Diabetes.

die Antwortcevap, yanıtİsimA1
Die Antwort kenne ich leider nicht.Maalesef cevabı bilmiyorum.

Çoğul: die Antworten. Fiil antworten yönelme hâli (Dativ) ister — Türkçedeki „birine cevap vermek“ gibi: jemandem antworten.

die BibliothekkütüphaneİsimA2
In der Bibliothek muss man leise sein.Kütüphanede sessiz olmak gerekir.
die ButtertereyağıİsimA1
Die Butter ist noch im Kühlschrank.Tereyağı hâlâ buzdolabında.

Çoğulu yok. Dişil — yiyecekler cinsiyetsiz olur diye beklenmesin.

die EckeköşeİsimA1
Die Apotheke ist gleich an der Ecke.Eczane hemen köşede.

Çoğul: die Ecken.

die Fahrkartebilet (tren, otobüs)İsimA1
Eine Fahrkarte nach Bremen, bitte.Bremen'e bir bilet, lütfen.

Çoğul: die Fahrkarten. Uçakta ve konserde das Ticket. Toplu taşımada biletsiz binmek schwarzfahren ve cezası ağırdır.

die HandelİsimA1
Ich wasche mir die Hände.Ellerimi yıkıyorum.

Çoğul: die Hände. Ellerini yıkarken iyelik değil mir + artikel: Ich wasche mir die Hände.

die KartoffelpatatesİsimA1
Zu dem Fisch gibt es Kartoffeln.Balığın yanında patates var.

Çoğul: die Kartoffeln.

die Reiseyolculuk, seyahatİsimA2
Die Reise dauert acht Stunden.Yolculuk sekiz saat sürüyor.

Yola çıkana Gute Reise! denir: „İyi yolculuklar!“

die Tochterkız (evlat)İsimA1
Unsere Tochter ist sieben Jahre alt.Kızımız yedi yaşında.

Çoğul: die Töchter. Genel olarak „kız“ ise das Mädchen.

die TreppemerdivenİsimA1
Die Treppe ist ziemlich steil.Merdiven epey dik.

Çoğul: die Treppen. Seyyar merdiven ise die Leiter.

einsbirSayıA1
Eins, zwei, drei — los!Bir, iki, üç — başla!

Sayarken kullanılan biçim. İsmin önünde ein olur ve ek alır: ein Buch, eine Tasse.

endlichnihayet, sonundaZarfA2
Endlich sind wir da.Nihayet geldik.
führenyönetmek, işletmek; götürmekFiilB1
Sie führt ein kleines Hotel.Küçük bir otel işletiyor.
klappenyolunda gitmek, olmakFiilB1
Hat mit dem Termin alles geklappt?Randevuyla ilgili her şey yolunda gitti mi?

Konuşma dili. Asıl anlamı „katlamak, açıp kapamak“: den Tisch hochklappen.

klingeln(zil) çalmakFiilA2
Es hat zweimal geklingelt.Zil iki kez çaldı.
liebensevmekFiilA1
Sie liebt ihre Arbeit.İşini seviyor.

Güçlü bir kelime; yemek ya da şeyler için çoğu zaman gern ya da mögen yeter.

parkenpark etmekFiilA2
Hier darf man nicht parken.Buraya park etmek yasak.
schließenkapatmak; kapanmakFiilA1
Die Geschäfte schließen um acht.Dükkânlar sekizde kapanıyor.

schließen – schloss – geschlossen. Konuşmada çoğunlukla zumachen.

schmeckentadı güzel olmak, lezzetli gelmekFiilA1
Der Kuchen schmeckt sehr gut.Kek çok lezzetli.

Kişi yönelme hâli alır: Es schmeckt mir „hoşuma gidiyor, lezzetli“. Yemekte sorulan soru: Schmeckt es?

sich beeilenacele etmekFiilA2
Beeil dich, wir sind spät dran.Acele et, geç kaldık.

Dönüşlü: Beeil dich!

stellen(dik) koymakFiilA2
Stell die Flasche bitte in den Kühlschrank.Şişeyi buzdolabına koyar mısın?

stehen'in hareket biçimi; belirtme hâli ister — Türkçedeki „buzdolabına“.

studierenüniversitede okumakFiilA2
Sie studiert Jura in Heidelberg.Heidelberg'de hukuk okuyor.

Yanıltıcı kelime: Sadece üniversite için. Ders çalışmak lernen.

verlierenkaybetmekFiilA2
Sie hat ihren Ausweis verloren.Kimliğini kaybetmiş.

verlieren – verlor – verloren.

weinenağlamakFiilA2
Das Kind hat lange geweint.Çocuk uzun süre ağladı.
wenkimiSoru sözcüğüA1
Wen hast du gefragt?Kime sordun?

Almanca fragen belirtme hâli ister: „kime sordun“ değil, kelimesi kelimesine „kimi sordun“.

abgebenbırakmak, teslim etmekFiilA2
Sie können es beim Nachbarn abgeben.Komşuya bırakabilirsiniz.

Ayrılabilen fiil: Ich gebe es ab.

absageniptal etmekFiilA2
Ich muss leider absagen.Maalesef iptal etmem gerekiyor.

Ayrılabilen fiil. Gidemeyeceksen randevuyu mutlaka önceden iptal et. Kabul etmek: zusagen.

anfangenbaşlamakFiilA1
Der Film fängt um acht an.Film sekizde başlıyor.

Ayrılabilen ve güçlü: du fängst an, er fängt an; angefangen.

backenfırında pişirmek (kek, ekmek)FiilA2
Am Sonntag backen wir einen Kuchen.Pazar günü kek yapıyoruz.
benutzenkullanmakFiilA2
Darf ich kurz Ihr Telefon benutzen?„Telefonunuzu bir dakika kullanabilir miyim?“

Ayrılamayan: Partizip II'de ge- yok, benutzt.

bestellensipariş vermek, ısmarlamakFiilA1
Wir haben schon bestellt.Siparişimizi verdik bile.

Ayrılamayan ön ek: Partizip II bestellt, ge- yok.

breitgenişSıfatA2
Die Straße ist hier sehr breit.Yol burada çok geniş.
brennenyanmakFiilB1
Es brennt im Keller!Bodrumda yangın var!

Düzensiz: brannte, gebrannt. Bağırırken: Es brennt!

das AlteryaşİsimA2
In diesem Alter lernt man schnell.Bu yaşta insan çabuk öğrenir.

Bu anlamda çoğulu yok. Yaşını söylerken: Ich bin 30 Jahre alt.

das DatumtarihİsimA2
Welches Datum haben wir heute?Bugün ayın kaçı?

Çoğulu die Daten aynı zamanda „veriler“ demektir.

das FleischetİsimA1
Wir essen wenig Fleisch.Az et yeriz.

Çoğulu yok. Etin türünü sormak için: Ist das Schweinefleisch? „Bu domuz eti mi?“; das Rindfleisch sığır, das Hähnchen tavuk.

das Haarsaç; kılİsimA1
Sie hat lange Haare.Uzun saçları var.

Çoğul: die Haare. Almanca saç için çoğunlukla çoğulu kullanır: Die Haare sind lang.

das Kleidelbise (kadın)İsimA1
Das Kleid steht dir gut.Elbise sana yakışıyor.

Çoğul: die Kleider, „giysiler“ genel anlamında da kullanılır. Erkek takım elbisesi der Anzug.

das Programmprogram; kanalİsimA2
Welches Programm benutzt du dafür?Bunun için hangi programı kullanıyorsun?
das Restaurantlokanta, restoranİsimA1
Kennst du ein gutes Restaurant hier?Buralarda iyi bir lokanta biliyor musun?

Çoğul: die Restaurants. Fransızca gibi okunur: „restoran“.

das ZentrummerkezİsimA2
Das Hotel liegt im Zentrum.Otel merkezde.

Çoğul: die Zentren.

der Antragbaşvuru, dilekçeİsimB1
Der Antrag ist noch in Bearbeitung.Başvuru hâlâ işlemde.

Çoğulu: die Anträge. einen Antrag stellen = başvuru yapmak.

der AugustağustosİsimA1
Der August war der heißeste Monat.En sıcak ay ağustostu.
der Besuchziyaret; misafirİsimA2
Am Wochenende bekommen wir Besuch.Hafta sonu misafirimiz geliyor.

Besuch bekommen = misafir gelmek.

der Hofavlu, bahçe; çiftlikİsimB1
Die Kinder spielen im Hof.Çocuklar avluda oynuyor.

Çoğulu: die Höfe.

der KellnergarsonİsimA2
Der Kellner hat es sich gemerkt.Garson siparişi aklında tuttu.

Kadın garson: die Kellnerin. Seslenirken Herr Ober eski kaldı; Entschuldigung! yeterli.

der Kopfbaş, kafaİsimA1
Mir tut der Kopf weh.Başım ağrıyor.

Çoğul: die Köpfe.

der LärmgürültüİsimB1
Der Lärm kam von oben.Gürültü üst kattan geliyordu.

Çoğulu yok.

der MaimayısİsimA1
Der erste Mai ist ein Feiertag.1 Mayıs resmî tatildir.
der MüllçöpİsimA2
Der Müll wird donnerstags abgeholt.Çöp perşembeleri toplanıyor.

Çoğulu yok. Aynı anlamda der Abfall.

der Parkplatzotopark; park yeriİsimA2
Wir haben lange einen Parkplatz gesucht.Uzun süre park yeri aradık.
der PasspasaportİsimA2
Der Pass läuft nächstes Jahr ab.Pasaportun süresi seneye doluyor.

Çoğulu: die Pässe. Dağ geçidi anlamına da gelir.

der Salatsalata; marulİsimA1
Ich nehme einen Salat als Vorspeise.Başlangıç olarak bir salata alırım.

Çoğul: die Salate. der Kopfsalat „marul“.

der Spaßeğlence, keyifİsimA1
Das Spiel hat viel Spaß gemacht.Oyun çok eğlenceliydi.

Viel Spaß! = „İyi eğlenceler!“

der Supermarktsüpermarket, marketİsimA1
Im Supermarkt gibt es alles.Markette her şey var.

Çoğul: die Supermärkte.

der TextmetinİsimA2
Lies den Text bitte laut vor.Metni yüksek sesle oku.
der Wagenaraba; vagonİsimA2
Der Wagen steht vor dem Haus.Araba evin önünde.

das Auto'dan biraz daha resmîdir; trende „vagon“ demektir.

der ZahndişİsimA1
Ein Zahn ist abgebrochen.Bir dişim kırıldı.

Çoğul: die Zähne.

die Abteilungbölüm, departmanİsimB1
Er arbeitet in einer anderen Abteilung.Başka bir bölümde çalışıyor.
die Arbeitszeitçalışma saatleri, mesaiİsimA2
Die Arbeitszeit ist von neun bis siebzehn Uhr.Mesai dokuzdan beşe kadar.
die Aufgabegörev; alıştırmaİsimA2
Das gehört nicht zu meinen Aufgaben.Bu benim görevlerim arasında değil.
die Hälfteyarı, yarısıİsimA2
Die Hälfte reicht mir.Yarısı bana yeter.

Sıfat olarak: halb — ein halbes Kilo.

die SprachedilİsimA1
Deutsch ist eine schwere Sprache.Almanca zor bir dil.

Çoğul: die Sprachen. Ağızdaki dil ise die Zunge.

die Tassefincan, kupaİsimA1
Möchtest du noch eine Tasse Kaffee?Bir fincan kahve daha ister misin?
einschlafenuykuya dalmakFiilA2
Ich bin gestern erst um zwei eingeschlafen.Dün gece ancak saat ikide uyuyabildim.

Ayrılabilen, Perfekt'i sein ile: ich bin eingeschlafen.

erinnernhatırlatmak; hatırlamakFiilB1
Erinnere mich bitte morgen daran.Yarın bana bunu hatırlat.

jemanden erinnern = birine hatırlatmak; sich erinnern an = hatırlamak.

erledigenhalletmek, bitirmekFiilB1
Das muss heute noch erledigt werden.Bunun bugün halledilmesi gerekiyor.

Ayrılamayan fiil: erledigt.

garpişmiş, tam pişmişSıfatB1
Die Kartoffeln sind noch nicht gar.Patatesler daha pişmedi.

Zarf olarak gar nicht „hiç değil“ ile karıştırma.

gewinnenkazanmakFiilA2
Sie haben zum ersten Mal gewonnen.İlk kez kazandılar.

Düzensiz: gewann – gewonnen.

geöffnetaçıkSıfatA1
Sonntags ist nichts geöffnet.Pazar günleri hiçbir yer açık değil.

Günlük konuşmada offen daha sık söylenir.

glaubeninanmak; sanmakFiilA1
Ich glaube, das stimmt nicht.Bence bu doğru değil.

Zayıf. Günlük konuşmada çoğunlukla „sanırım, bence“: Ich glaube, …

graugriSıfatA1
Der Himmel ist heute grau.Gökyüzü bugün gri.
hoffenummakFiilA2
Ich hoffe, es klappt.Umarım olur.

Zarf: hoffentlich = inşallah, umarım.

junggençSıfatA1
Sie ist noch sehr jung.Daha çok genç.

Karşılaştırma: jünger, am jüngsten.

manchmalbazenZarfA1
Manchmal arbeite ich zu Hause.Bazen evden çalışıyorum.

Başa gelince fiil ikinci sırada kalır: Manchmal arbeite ich …

meistensçoğunlukla, genellikleZarfA2
Meistens frühstücke ich nicht.Genellikle kahvaltı yapmam.
mitnehmenyanında götürmek; arabayla bırakmakFiilA2
Kannst du mich zum Bahnhof mitnehmen?Beni istasyona bırakabilir misin?

Ayrılabilen fiil. zum Mitnehmen = paket servis, „götürmek için“.

nervösgergin, heyecanlıSıfatA2
Vor der Prüfung bin ich immer nervös.Sınavdan önce hep gerginim.
nähendikmek (dikiş)FiilB1
Meine Großmutter hat alles selbst genäht.Babaannem her şeyi kendisi dikerdi.
pflanzendikmek (bitki)FiilB1
Im Herbst pflanzt man die Zwiebeln.Çiçek soğanları sonbaharda dikilir.
pünktlichdakik, tam zamanındaSıfatA2
Seien Sie bitte pünktlich.Lütfen dakik olun.

Randevuya beş on dakika erken gitmek normaldir; geç kalırsan randevun düşebilir.

recht habenhaklı olmakKalıp ifadeA2
Da hast du recht.Bu konuda haklısın.

Küçük harfle yazılır; Almancada haklılığa „sahip olunur“: Du hast recht.

regelndüzenlemek, halletmekFiilB1
Das regelt der Vertrag.Bunu sözleşme düzenliyor.
reparierentamir etmekFiilA2
Können Sie das noch heute reparieren?Bunu bugün tamir edebilir misiniz?

Partizip II'de ge- yok: repariert.

saubertemizSıfatA1
Die Küche ist jetzt sauber.Mutfak artık temiz.

Ek alınca -e- düşer: eine saubere Küche.

schenkenhediye etmekFiilA2
Was schenkst du ihm?Ona ne hediye ediyorsun?
sich lohnendeğmek, karşılığını vermekFiilB1
Ein Vergleich lohnt sich fast immer.Karşılaştırma yapmak neredeyse her zaman değer.

Dönüşlü fiil: Es lohnt sich.

trockenkuruSıfatA1
Der Sommer war sehr trocken.Yaz çok kurak geçti.
täglichher gün, günlükSıfatA2
Der Bus fährt täglich.Otobüs her gün çalışıyor.
unterwegsyolda, dışarıdaZarfA2
Ich bin gerade unterwegs.Şu an yoldayım.
vorheröncedenZarfA2
Sag mir vorher Bescheid.Bana önceden haber ver.
weituzakSıfatA1
Ist es noch weit bis zum Markt?Pazara daha çok var mı?

Karşıtı nah „yakın“.

werfenatmak, fırlatmakFiilB1
Wirf mir den Ball zu.Topu bana at.

Düzensiz: du wirfst, warf – geworfen.

wohinnereyeSoru sözcüğüA1
Wohin fahrt ihr im Sommer?Yazın nereye gidiyorsunuz?
abbuchenhesaptan çekmek, tahsil etmekFiilB1
Der Beitrag wird jährlich abgebucht.Aidat yılda bir hesaptan çekiliyor.

Ayrılabilen fiil: Die Bank bucht ab.

ablaufensüresi dolmak; geçmek, işlemekFiilB1
Der Pass ist im März abgelaufen.Pasaportun süresi martta doldu.

Ayrılabilen fiil, Perfekt sein ile: ist abgelaufen.

abschließenkilitlemekFiilA2
Bitte die Haustür immer abschließen.Sokak kapısını her zaman kilitle.

Ayrılabilen ve düzensiz: schloss ab, abgeschlossen.

billigucuzSıfatA1
Billig ist nicht immer günstig.Ucuz olan her zaman uygun değildir.

Biraz „kalitesiz“ çağrışımı var; iyi fiyat için tarafsız kelime günstig.

das Angebotindirim, kampanya; teklifİsimA2
Der Kaffee ist diese Woche im Angebot.Kahve bu hafta indirimde.

im Angebot = indirimde.

das Blattyaprak; sayfa, kâğıtİsimB1
Im Herbst fallen die Blätter.Sonbaharda yapraklar düşer.

Çoğulu: die Blätter. Bir kâğıt yaprağı ve gazete anlamı da var.

das EiyumurtaİsimA1
Ich nehme ein Ei zum Frühstück.Kahvaltıda bir yumurta yerim.

Çoğul: die Eier.

das Erdgeschosszemin kat, giriş katıİsimB1
Die Praxis ist im Erdgeschoss.Muayenehane zemin katta.

Bir üstü der erste Stock, Türkçedeki gibi birinci kat; giriş katı sayılmaz.

das FeldtarlaİsimA2
Auf dem Feld wird gerade geerntet.Tarlada şu an hasat yapılıyor.

Formlarda „kutucuk, alan“ anlamı da var.

das InternetinternetİsimA1
Im Internet steht das auch.Bu internette de yazıyor.
das LandülkeİsimA1
Aus welchem Land kommen Sie?Hangi ülkedensiniz?

Çoğul: die Länder. „Kır, taşra“ (auf dem Land) ve Almanya'da „eyalet“ (das Bundesland) anlamı da var.

das MehlunİsimA2
Zweihundert Gramm Mehl abwiegen.İki yüz gram un tart.
das SofakanepeİsimA1
Auf dem Sofa liegt eine Katze.Kanepede bir kedi yatıyor.

Çoğul: die Sofas.

das Treppenhausmerdiven boşluğu, apartman merdiveniİsimB1
Im Treppenhaus riecht es nach Farbe.Merdivenlerde boya kokusu var.

Merdiven temizliği birçok binada kiracılar arasında sırayla yapılır; güneybatıda buna die Kehrwoche denir.

das Versehenyanlışlık, dalgınlıkİsimB1
Ich habe die Datei aus Versehen gelöscht.Dosyayı yanlışlıkla sildim.

Çoğulu yok; çoğunlukla aus Versehen „yanlışlıkla“ kalıbında.

decken(sofrayı) kurmak; örtmek, karşılamakFiilA2
Kannst du bitte den Tisch decken?Sofrayı kurar mısın?

Para ve sigorta için de: Die Versicherung deckt den Schaden „sigorta zararı karşılıyor“.

der Anrufarama, telefonİsimA2
Da war ein Anruf für dich.Sana bir telefon vardı.
der AufzugasansörİsimA2
Der Aufzug ist mal wieder kaputt.Asansör yine bozuk.

Çoğulu: die Aufzüge. Aynı anlamda der Fahrstuhl.

der BerufmeslekİsimA1
Was sind Sie von Beruf?Mesleğiniz nedir?

Çoğul: die Berufe. Soru kalıbı: Was sind Sie von Beruf?

der ComputerbilgisayarİsimA1
Der Computer braucht ewig zum Starten.Bilgisayarın açılması bir ömür sürüyor.
der DruckeryazıcıİsimA2
Der Drucker hat kein Papier mehr.Yazıcıda kâğıt kalmamış.
der Einzugtaşınma, eve yerleşmeİsimB1
Nach dem Einzug war noch viel zu tun.Taşındıktan sonra daha çok iş vardı.
der Feiertagresmî tatil, bayram günüİsimA2
Der nächste Feiertag fällt auf einen Dienstag.Bir sonraki resmî tatil salıya denk geliyor.

Hangi günlerin tatil olduğu eyaletten eyalete değişir; Bavyera'da Berlin'den fazladır.

der FrühlingilkbaharİsimA1
Im Frühling blüht hier alles.İlkbaharda burada her şey çiçek açar.

Çoğul: die Frühlinge. Dört mevsimin hepsi eril.

der GraddereceİsimA1
Heute sind es zwanzig Grad.Bugün hava yirmi derece.

Sayıdan sonra tekil kalır: zehn Grad. Sıfırın altı minus: minus fünf Grad.

der GrußselamİsimA1
Viele Grüße an deine Eltern!Annenle babana çok selam!

Çoğul: die Grüße. Mektup sonunda Viele Grüße, resmîsi Mit freundlichen Grüßen.

der InhaltiçerikİsimB1
Was ist der Inhalt der Sendung?Gönderinin içinde ne var?
der JanuarocakİsimA1
Der Kurs beginnt im Januar.Kurs ocakta başlıyor.

Ayların hepsi eril ve im alır: im Januar „ocakta“. Türkçe ay adlarına benzemezler; Avrupa dillerinin ortak Latince adlarıdır.

der Kartonkarton kutuİsimB1
Hast du noch einen leeren Karton?Boş bir kutun daha var mı?
der KilometerkilometreİsimA2
Bis zum Bahnhof sind es zwei Kilometer.İstasyona iki kilometre var.
der Lohnücret, yevmiyeİsimB1
Der Lohn wird wöchentlich gezahlt.Ücret haftalık ödeniyor.

Çoğulu: die Löhne. Asgari ücret: der Mindestlohn. Bordro: die Lohnabrechnung.

der MittwochçarşambaİsimA1
Der Markt ist mittwochs geschlossen.Pazar yeri çarşambaları kapalı.

Kelimesi kelimesine „hafta ortası“.

der PfefferkarabiberİsimA2
Etwas Pfeffer darüber, fertig.Üstüne biraz karabiber, oldu.

Sebze olan biber ise die Paprika.

der Restkalan, artıkİsimA2
Den Rest essen wir morgen.Kalanı yarın yeriz.

Çoğulu: die Reste; yemek artıkları için de kullanılır.

der SchaffnerkondüktörİsimB1
Der Schaffner kommt gleich durch.Kondüktör birazdan gelecek.

Resmî adı der Zugbegleiter.

der Schaltergişe; elektrik düğmesiİsimA2
Gehen Sie bitte zu Schalter drei.Lütfen üç numaralı gişeye gidin.
der StromelektrikİsimB1
Den Strom muss man selbst anmelden.Elektrik aboneliğini kendin yaptırman gerekiyor.

Elektrik çoğu zaman kiraya dahil değildir; sağlayıcıyı kendin seçersin. „Akıntı, büyük nehir“ anlamı da var.

der StuhlsandalyeİsimA1
Nimm dir bitte einen Stuhl.Bir sandalye al, otur.

Çoğul: die Stühle.

der UmzugtaşınmaİsimB1
Der Umzug war anstrengender als gedacht.Taşınma sandığımdan yorucuydu.

Çoğulu: die Umzüge. Karnaval alayı anlamı da var.

der VogelkuşİsimA2
Ein Vogel sitzt auf dem Dach.Çatıda bir kuş oturuyor.

Çoğulu: die Vögel.

der WaldormanİsimA2
Der Wald fängt gleich hinter dem Ort an.Orman köyün hemen arkasında başlıyor.

Çoğulu: die Wälder.

der WindrüzgârİsimA1
Der Wind kommt von Westen.Rüzgâr batıdan esiyor.

Çoğul: die Winde.

der Zettelnot kâğıdı, pusulaİsimA2
Am schwarzen Brett hing ein Zettel.İlan panosunda bir not asılıydı.
die Ampeltrafik ışığıİsimA2
Die Ampel ist schon wieder rot.Işık yine kırmızı.

Çoğul: die Ampeln. Yayalar kırmızıda gerçekten bekler; geçmenin cezası olabilir.

die AngstkorkuİsimA2
Sie hat Angst vor Hunden.Köpeklerden korkuyor.

İsimle kurulur: Angst haben vor + yönelme hâli (Dativ) = -den korkmak.

die Aussprachetelaffuz, söyleyişİsimB1
Die Aussprache ist am Anfang das Schwerste.Başlangıçta en zoru telaffuz.
die Bahndemiryolu; tren; tramvayİsimA2
Ich fahre mit der Bahn nach Berlin.Berlin'e trenle gidiyorum.

Çoğul: die Bahnen. die Bahn çoğu zaman Alman demiryolu şirketinin kendisi demektir.

die BrillegözlükİsimA1
Meine Brille ist kaputt.Gözlüğüm bozuk.

Tekil, Türkçedeki gibi: eine Brille. Güneş gözlüğü die Sonnenbrille.

die Fahrtyolculuk, sürüşİsimA2
Die Fahrt war ruhig.Yolculuk sakin geçti.

Reise bütün gezidir, Fahrt ise yolun bir parçası.

die FilialeşubeİsimB1
Die Filiale in unserem Ort hat zugemacht.Bizim yerdeki şube kapandı.
die GarantiegarantiİsimB1
Auf das Gerät sind zwei Jahre Garantie.Cihazın iki yıl garantisi var.
die Großmutterbüyükanne, anneanne, babaanneİsimA1
Meine Großmutter ist neunzig geworden.Büyükannem doksan yaşına girdi.

Çoğul: die Großmütter. Anne tarafı mı baba tarafı mı, Almanca ayırmaz. Günlük dilde die Oma.

die Größebeden, boy, büyüklükİsimA1
Haben Sie das in einer anderen Größe?„Bunun başka bir bedeni var mı?“

Çoğul: die Größen. Mağazada „beden“, kişide „boy“.

die Gurkesalatalık; turşuluk hıyarİsimA2
Die Gurke ist bitter.Salatalık acı.

Hıyar turşusu die Gewürzgurke.

die HaltestelledurakİsimA1
Die nächste Haltestelle ist Marktplatz.Bir sonraki durak Marktplatz.

Çoğul: die Haltestellen.

die Haustürdış kapı, apartman kapısıİsimA2
Die Haustür ist offen.Dış kapı açık.

Çoğul: die Haustüren.

die HosepantolonİsimA1
Diese Hose ist mir zu eng.Bu pantolon bana dar geliyor.

Tekil, Türkçedeki gibi: eine Hose bir pantolon. İç çamaşırı die Unterhose.

die KlassesınıfİsimA2
Sie geht in die siebte Klasse.Yedinci sınıfa gidiyor.

Trende bilet sınıfı için de kullanılır.

die KreuzungkavşakİsimA2
An der zweiten Kreuzung rechts.İkinci kavşaktan sağa.

Çoğul: die Kreuzungen.

die Küstekıyı, sahilİsimB1
An der Küste weht immer Wind.Sahilde hep rüzgâr eser.
die Meinungfikir, görüşİsimB1
Meiner Meinung nach ist das falsch.Bence bu yanlış.

meiner Meinung nach: nach arkaya gelir ve yönelme hâli (Dativ) ister, „bana göre“ gibi.

die Nachbarinkomşu (kadın)İsimA2
Unsere Nachbarin gießt die Blumen.Kadın komşumuz çiçekleri suluyor.

Erkek komşu der Nachbar, zayıf çekimli: dem Nachbarn.

die NummernumaraİsimA1
Hast du meine Nummer?Numaram sende var mı?

Bir şeyi tanımlayan numara; miktar bildiren sayı die Zahl.

die PartypartiİsimA2
Die Party geht bis morgens.Parti sabaha kadar sürüyor.

Çoğulu: die Partys.

die Pausemola, araİsimA1
Wir machen um zwölf Pause.Saat on ikide mola veriyoruz.
die PraxismuayenehaneİsimA2
Die Praxis ist heute geschlossen.Muayenehane bugün kapalı.

Çoğul: die Praxen. Almanya'da önce ev doktorunun muayenehanesine gidilir (der Hausarzt), hastaneye değil.

die Schalekâse; kabukİsimB1
Die Äpfel liegen in einer Schale.Elmalar bir kâsede duruyor.

Meyve ve yumurta kabuğu da die Schale.

die SoßesosİsimB1
Die Soße ist zu dünn geworden.Sos fazla sulu oldu.

Menülerde Sauce diye de yazılır.

die Spülmaschinebulaşık makinesiİsimA2
Das darf nicht in die Spülmaschine.Bu, bulaşık makinesine girmez.
die Stationdurak, istasyonİsimA2
Noch drei Stationen bis zum Hauptbahnhof.Ana istasyona üç durak daha var.

Hastanede „servis“ anlamına da gelir.

die SteuervergiİsimB1
Die Steuer wird direkt abgezogen.Vergi doğrudan kesiliyor.

Artikele dikkat: das Steuer direksiyondur. Vergi numaranı (Steuer-ID) işverene vermen gerekir.

die StraßenbahntramvayİsimA1
Mit der Straßenbahn sind es vier Stationen.Tramvayla dört durak.

Çoğul: die Straßenbahnen. Çoğu zaman kısaca die Bahn, güneyde die Tram.

die Tablettetablet, hapİsimA2
Eine Tablette morgens und abends.Sabah ve akşam birer tablet.
die TemperatursıcaklıkİsimA2
Die Temperatur fällt in der Nacht.Gece sıcaklık düşüyor.

Çoğul: die Temperaturen. Vücut ateşi için de kullanılır.

die TomatedomatesİsimA1
Die Tomaten sind noch grün.Domatesler daha yeşil.
die Tortepasta (katlı)İsimA2
Die Torte hat sie selbst gebacken.Pastayı kendisi yaptı.

Katlı ve kremalı; sade kek der Kuchen.

die Unterlagenbelgeler, evrakİsimB1
Bitte schicken Sie mir die Unterlagen zu.Belgeleri lütfen bana gönderin.

Bu anlamda hep çoğul. Resmî yazılarda çok sık: Bitte bringen Sie folgende Unterlagen mit.

die Waschmaschineçamaşır makinesiİsimA2
Die Waschmaschine läuft noch.Çamaşır makinesi hâlâ çalışıyor.

Çoğul: die Waschmaschinen. Çok kiracılı binalarda bodrumda ortak olabilir.

die WolleyünİsimA2
Wolle darf nicht in die Waschmaschine.Yün çamaşır makinesine girmez.

Çoğulu yok.

die WundeyaraİsimB1
Die Wunde muss sauber bleiben.Yaranın temiz kalması gerekiyor.
die Wäsche aufhängençamaşır asmakKalıp ifadeB1
Ich hänge die Wäsche auf den Balkon.Çamaşırı balkona asıyorum.

Ayrılabilen fiil: ich hänge auf.

die ÄnderungdeğişiklikİsimB1
Es gibt eine kleine Änderung im Programm.Programda küçük bir değişiklik var.
die Öffnungszeitenaçılış saatleri, çalışma saatleriİsimA2
Die Öffnungszeiten stehen an der Tür.Çalışma saatleri kapıda yazıyor.

Hep çoğul kullanılır.

diskutierentartışmak, görüşmekFiilB1
Wir haben stundenlang darüber diskutiert.Bunu saatlerce tartıştık.

über + belirtme hâli (Akkusativ); Partizip II'de ge- yok: diskutiert.

dünnince; zayıfSıfatA1
Die Wände sind sehr dünn.Duvarlar çok ince.
einkaufenalışveriş yapmakFiilA1
Wir kaufen samstags ein.Cumartesileri alışveriş yaparız.

Ayrılabilen fiil: Wir kaufen ein. Tek bir şeyi satın almak kaufen.

elfon birSayıA1
Um elf ist der Vortrag zu Ende.Konuşma on birde bitiyor.
engdar, sıkışıkSıfatA2
Die Treppe ist sehr eng.Merdiven çok dar.
enthalteniçermekFiilB1
Der Saft enthält viel Zucker.Meyve suyu çok şeker içeriyor.

Formlar: enthält, enthielt, enthalten. Etikette: Kann Spuren von Nüssen enthalten.

entschuldigungpardon, özür dilerimİsimA1
Entschuldigung, wo ist der Bahnhof?Affedersiniz, tren istasyonu nerede?

die Entschuldigung. Hem özür dilemek hem de birine seslenmek için — Türkçedeki „pardon“ gibi.

eröffnenaçmak (hesap, iş yeri)FiilB1
Das Geschäft eröffnet nächste Woche.Dükkân gelecek hafta açılıyor.

Kapı için öffnen; hesap ya da yeni iş yeri için eröffnen.

frohmemnun, sevinçliSıfatA2
Ich bin froh, dass es vorbei ist.Bittiği için memnunum.
getrenntayrı ayrıZarfA2
Zahlen wir getrennt oder zusammen?Ayrı ayrı mı ödüyoruz, birlikte mi?

Garsonun gruplara sorduğu soru: Zusammen oder getrennt?

grünyeşilSıfatA1
Der Rasen ist noch nicht grün.Çimen daha yeşermedi.
günstiguygun (fiyatlı), hesaplıSıfatA2
Das Angebot ist wirklich günstig.Teklif gerçekten uygun.

Zaman için de: ein günstiger Moment „uygun bir an“.

hebenkaldırmakFiilB1
Heb das bitte nicht allein.Onu tek başına kaldırma.
hellaydınlık; açık (renk)SıfatA1
Das Zimmer ist sehr hell.Oda çok aydınlık.
hineiniçeri, içeriyeZarfB1
Die Tür war offen, also ging sie hinein.Kapı açıktı, o da içeri girdi.

Konuşanın yanından uzaklaşan hareket; içeriden seslenirken herein: Herein! „Gel!“

hundertyüzSayıA1
Das Buch hat über hundert Seiten.Kitap yüz sayfadan uzun.

Türkçedeki gibi „bir“ gerekmez: hundert, tausend.

kostenlosücretsiz, bedavaSıfatA2
Die Lieferung ist kostenlos.Teslimat ücretsiz.

-los eki Türkçedeki „-sız/-siz“ gibidir: kostenlos = masrafsız.

kündigenistifa etmek; işten çıkarmak; feshetmekFiilB1
Er hat zum Monatsende gekündigt.Ay sonu itibarıyla istifa etti.

Kişi yönelme hâlinde (Dativ): jemandem kündigen = birini işten çıkarmak. Fesih Almanya'da yazılı ve imzalı olmalıdır; e-posta ya da mesaj yetmez.

ladenşarj etmek; yüklemekFiilB1
Wo kann ich das Auto laden?Arabayı nerede şarj edebilirim?

Düzensiz: du lädst, lud, geladen. Davet etmek ise einladen.

leisealçak sesli, sessizSıfatA1
Sprich bitte etwas leiser.Biraz daha alçak sesle konuş.
onlineinternetten, çevrim içiSıfatA2
Das kann man auch online erledigen.Bunu internetten de halledebilirsin.

Hiç ek almaz.

rechtssağ, sağda, sağaZarfA1
Die Toiletten sind rechts.Tuvaletler sağda.
rennenkoşmak (hızla)FiilB1
Sie ist zum Bus gerannt.Otobüse yetişmek için koştu.

laufen'den daha hızlı ve aceleli; Perfekt sein ile.

reservierenayırtmak, rezervasyon yapmakFiilA2
Ich möchte einen Tisch reservieren.Bir masa ayırtmak istiyorum.

-ieren ile biten fiillerde Partizip II'de ge- olmaz: reserviert.

schneienkar yağmakFiilA1
Heute Nacht hat es geschneit.Bu gece kar yağdı.

Yalnızca es ile: Es hat geschneit.

sich anmeldenkaydolmakFiilA2
Man muss sich vorher online anmelden.Önceden internetten kaydolmak gerekiyor.

Ayrılabilen ve dönüşlü: Ich melde mich an.

sich erholendinlenip toparlanmak, iyileşmekFiilB1
Erholen Sie sich gut.„Geçmiş olsun, iyice dinlenin.“

Dönüşlü ve ayrılamayan fiil.

sich fühlenkendini … hissetmekFiilA1
Wie fühlen Sie sich heute?Bugün kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

Dönüşlü; zamir atlanamaz: Ich fühle mich gut, Türkçedeki „kendimi iyi hissediyorum“ gibi.

sich interessierenilgilenmekFiilA2
Ich interessiere mich für Musik.Müzikle ilgileniyorum.

sich interessieren für + belirtme hâli (Akkusativ).

sich ärgernkızmak, sinirlenmekFiilB1
Er ärgert sich über die Verspätung.Gecikmeye sinirleniyor.

Dönüşlü, über + belirtme hâli (Akkusativ) ile.

singenşarkı söylemekFiilA2
Sie singt in einem Chor.Bir koroda şarkı söylüyor.
sorgenilgilenmek, sağlamak; endişelenmekFiilA2
Wer sorgt heute Abend für die Getränke?Bu akşam içecekleri kim halledecek?

für etwas sorgen = bir şeyi halletmek; sich um jemanden sorgen = biri için endişelenmek.

sperrenbloke etmek, kapatmakFiilB1
Ich musste die Karte sperren lassen.Kartı bloke ettirmek zorunda kaldım.

Almanya'da kartı kapattırmak için acil numara: 116 116.

verschickengöndermek, postalamakFiilB1
Ich habe es gestern verschickt.Dün gönderdim.
vorsichtigdikkatliSıfatA2
Sei bitte vorsichtig.Dikkatli ol.
wechselnbozdurmak; değiştirmekFiilA2
Können Sie mir zehn Euro wechseln?On avroyu bozabilir misiniz?
weichyumuşakSıfatA1
Der Pullover ist sehr weich.Kazak çok yumuşak.
zuständigyetkili, sorumluSıfatB1
Dafür ist eine andere Abteilung zuständig.Bundan başka bir bölüm sorumlu.

Resmî dairelerde ilk soru: Wer ist dafür zuständig? — „Bununla kim ilgileniyor?“

öffnenaçmakFiilA1
Die Bank öffnet erst um zehn.Banka ancak onda açılıyor.

du öffnest, er öffnet. Konuşmada çoğunlukla aufmachen.

übenalıştırma yapmak, pratik yapmakFiilA2
Ich übe jeden Tag zwanzig Minuten.Her gün yirmi dakika alıştırma yapıyorum.

İsmi: die Übung.

überraschtşaşırmışSıfatB1
Ich war ehrlich überrascht.Gerçekten şaşırmıştım.
allerdingsama, gerçi; elbetteZarfB1
Das stimmt allerdings.Gerçi bu doğru.

Vurguya göre bir itirazı başlatır ya da onaylar: Allerdings! „Kesinlikle!“

andererseitsöte yandan, diğer taraftanZarfB1
Andererseits hat er nicht ganz unrecht.Öte yandan pek de haksız sayılmaz.
ansteckendbulaşıcıSıfatB1
Solange man Fieber hat, ist es ansteckend.Ateşin olduğu sürece bulaşıcı.
anstrengendyorucuSıfatB1
Die Woche war sehr anstrengend.Hafta çok yorucuydu.
arbeitslosişsizSıfatB1
Sie ist seit drei Monaten arbeitslos.Üç aydır işsiz.

İşini kaybedeceğini öğrenince hemen Agentur für Arbeit kurumuna bildirmen gerekir; işsizlik parası alamayanlar için Jobcenter yetkilidir.

ausgehendışarı çıkmak, eğlenmeye çıkmakFiilA2
Wir gehen am Wochenende selten aus.Hafta sonları nadiren dışarı çıkarız.

Ayrılabilen fiil, Perfekt sein ile. „Bitmek, tükenmek“ anlamı da var.

auspackenpaketi açmakFiilA2
Er hat das Paket sofort ausgepackt.Paketi hemen açtı.
aussehengörünmekFiilA2
Das Essen soll auch gut aussehen.Yemeğin görüntüsü de güzel olmalı.

Ayrılabilen fiil: Du siehst müde aus. = Yorgun görünüyorsun.

auszahlenödemek (parayı vermek)FiilB1
Die Bank kann das Geld sofort auszahlen.Banka parayı hemen ödeyebilir.

Ayrılabilen fiil: zahlt aus, ausgezahlt.

außerdemayrıca, üstelikZarfA2
Außerdem ist es zu weit.Üstelik çok uzak.
barnakitSıfatA2
Zahlen Sie bar oder mit Karte?Nakit mi ödüyorsunuz, kartla mı?

Artikelsiz ve çekimsiz: bar zahlen. İsmi das Bargeld.

bellenhavlamakFiilB1
Der Hund bellt die ganze Nacht.Köpek bütün gece havlıyor.
besetztmeşgul; doluSıfatA2
Die Leitung ist immer noch besetzt.Hat hâlâ meşgul.

Koltuk ya da tuvalet için „dolu“ anlamına gelir.

bestätigenonaylamak, teyit etmekFiilB1
Bitte bestätigen Sie den Termin.Lütfen randevuyu onaylayın.
bügelnütülemekFiilB1
Hemden bügle ich sofort.Gömlekleri hemen ütülerim.

ich bügle: birinci tekilde -el'in e'si düşer.

damalso zamanlarZarfB1
Damals gab es noch keine Handys.O zamanlar cep telefonu yoktu.
das Amtresmî daireİsimB1
Das Amt hat nur vormittags geöffnet.Daire sadece öğleden önce açık.

Çoğulu: die Ämter. Bileşiklerde sık: Standesamt (nüfus/nikâh dairesi), Finanzamt (vergi dairesi).

das AugegözİsimA1
Mach die Augen zu.Gözlerini kapat.

Çoğul: die Augen.

das BadbanyoİsimA1
Das Bad ist am Ende des Flurs.Banyo koridorun sonunda.

Çoğul: die Bäder. „Banyo yapmak“ ve „kaplıca kasabası“ anlamı da var.

das Bargeldnakit paraİsimA2
Nehmen Sie Bargeld mit, hier gibt es keine Karte.Yanınıza nakit alın, burada kart geçmiyor.

bar „peşin, nakit“ demek; bar zahlen = nakit ödemek.

das BierbiraİsimA1
Zwei Bier, bitte.İki bira, lütfen.

Sayıdan sonra tekil kalır: zwei Bier, Biere değil.

das Bürgeramtnüfus müdürlüğü, vatandaşlık hizmetleriİsimB1
Termine beim Bürgeramt sind Wochen im Voraus ausgebucht.Nüfus müdürlüğündeki randevular haftalar öncesinden doluyor.

Einwohnermeldeamt da denir. Randevular çoğu zaman internetten alınır.

das DorfköyİsimA2
Er ist in einem kleinen Dorf aufgewachsen.Küçük bir köyde büyüdü.

Çoğul: die Dörfer.

das Festşenlik, kutlamaİsimA2
Zum Fest sind alle Nachbarn eingeladen.Şenliğe bütün komşular davetli.
das Gebietbölge, alanİsimB1
Das Gebiet steht unter Naturschutz.Bölge doğal koruma alanı.
das GehaltmaaşİsimB1
Das Gehalt kommt am Ersten.Maaş ayın birinde yatıyor.

Artikele dikkat: das Gehalt maaş, der Gehalt içerik. Brüt brutto, net netto.

das Gesprächkonuşma, görüşmeİsimA2
Das Gespräch dauerte keine Minute.Görüşme bir dakika bile sürmedi.

İş görüşmesi: das Vorstellungsgespräch.

das GetränkiçecekİsimA1
Die Getränke stehen im Kühlschrank.İçecekler buzdolabında.

Çoğul: die Getränke.

das Gleisperon, hatİsimA2
Der Zug fährt heute von Gleis sieben.Tren bugün yedinci perondan kalkıyor.

Almancada peron değil ray hattı numaralanır: Gleis 7.

das GrammgramİsimA2
Nehmen Sie zweihundert Gramm Mehl.„İki yüz gram un alın.“

Sayıdan sonra tekil kalır. Şarküteride hundert Gramm Käse gibi sipariş edilir.

das Grillenmangal yapmakİsimB1
Grillen auf dem Balkon ist verboten.Balkonda mangal yapmak yasak.

Kömürlü mangal birçok binada bina kurallarıyla yasaktır; parkta da yalnızca izin verilen yerlerde.

das HerzkalpİsimA2
Das Herz schlägt zu schnell.Kalp çok hızlı atıyor.

Çoğul: die Herzen. Düzensiz çekim: des Herzens, dem Herzen.

das Kontohesap (banka)İsimB1
Ich möchte ein Konto eröffnen.Bir hesap açmak istiyorum.

Çoğulu: die Konten. Hesap açarken kimlik ve Meldebescheinigung (ikamet belgesi) istenir.

das Kätzchenkedi yavrusuİsimB1
Die Kätzchen sind erst vier Wochen alt.Yavru kediler daha dört haftalık.

-chen yüzünden nötr, bütün yavrular gibi.

das LederderiİsimA2
Die Tasche ist aus Leder.Çanta deriden.

Çoğulu yok. İnsan derisi ise die Haut.

das Make-upmakyajİsimB1
Sie trägt fast nie Make-up.Neredeyse hiç makyaj yapmıyor.
das Mittagessenöğle yemeğiİsimA1
Zum Mittagessen gibt es Suppe.Öğle yemeğinde çorba var.

Birleşik isim: Mittag + Essen. Artikeli son parça belirler, bu yüzden das.

das Monatsendeay sonuİsimB1
Die Miete muss bis zum Monatsende bezahlt sein.Kiranın ay sonuna kadar ödenmiş olması gerekiyor.
das Netzşebeke, çekim; ağİsimA2
Hier habe ich kein Netz.Burada telefonum çekmiyor.

File, ağ anlamına da gelir.

das Originalasıl, orijinal belgeİsimB1
Das Original bekommen Sie zurück.Asıl belgeyi geri alırsınız.

Çoğu dairede belgelerin aslını ve fotokopisini birlikte götürürsün.

das Passwortşifre, parolaİsimA2
Ich habe mein Passwort vergessen.Şifremi unuttum.

Çoğulu: die Passwörter.

das ProjektprojeİsimB1
Das Projekt ist fast abgeschlossen.Proje neredeyse bitti.
das Päckchenküçük paketİsimA2
Als Päckchen ist es billiger.Küçük paket olarak daha ucuz.
das Referatsunum, ödev sunumuİsimB1
Mein Referat ist am Donnerstag.Sunumum perşembe günü.
das Schildtabela, levhaİsimA2
Auf dem Schild steht „Ausgang“.Tabelada „Çıkış“ yazıyor.

Çoğul: die Schilder.

das schwarze Brettilan panosuKalıp ifadeB1
Das steht am schwarzen Brett.İlan panosunda yazıyor.

Sıfat küçük yazılır ve çekimlenir: am schwarzen Brett.

das Spielmaç; oyunİsimA1
Das Spiel fängt um halb vier an.Maç üç buçukta başlıyor.
das T-ShirttişörtİsimA1
Er trägt immer das gleiche T-Shirt.Hep aynı tişörtü giyiyor.

Çoğul: die T-Shirts. Tek harf isme bitişik yazılamadığı için tireli.

das Vorstellungsgesprächiş görüşmesi, mülakatİsimB1
Das Vorstellungsgespräch ist am Dienstag.İş görüşmesi salı günü.

Görüşmede genellikle Sie ile konuşulur; karşı taraf du önermedikçe sen de Sie de.

das WaschbeckenlavaboİsimA2
Das Waschbecken läuft nicht ab.Lavabonun suyu gitmiyor.
das Wohnzimmeroturma odası, salonİsimA1
Wir sitzen meistens im Wohnzimmer.Çoğunlukla salonda otururuz.
das Ölyağ (sıvı)İsimA2
Etwas Öl in die Pfanne geben.Tavaya biraz yağ koy.

Tereyağı die Butter, ayrı kelime.

der AbsendergönderenİsimB1
Der Absender ist mir unbekannt.Göndereni tanımıyorum.

Mektupta ve kolide de gönderen kısmı Absender diye geçer.

der Anschlussaktarma (bağlantı treni)İsimB1
Der Anschluss in Fulda wartet.Fulda'daki aktarma treni bekliyor.

Telefon ve elektrik bağlantısı için de kullanılır.

der AprilnisanİsimA1
Im April kann alles passieren.Nisanda her şey olabilir.

Havası çok değişken olduğu için Aprilwetter „nisan havası“ deyimi var.

der ArmkolİsimA1
Sie hat sich den Arm gebrochen.Kolunu kırdı.

Çoğul: die Arme.

der Auftragtalimat, sipariş, görevİsimB1
Der Auftrag wurde ausgeführt.Talimat yerine getirildi.

Çoğulu: die Aufträge.

der AusgangçıkışİsimA2
Wo ist der Ausgang?Çıkış nerede?

Çoğul: die Ausgänge. Giriş der Eingang; acil çıkış der Notausgang.

der BachdereİsimB1
Über den Bach führt eine kleine Brücke.Derenin üstünden küçük bir köprü geçiyor.

Çoğulu: die Bäche. Yer adlarında çok sık.

der Beipackzettelprospektüs, kullanma talimatıİsimB1
Im Beipackzettel steht alles Wichtige.Önemli olan her şey prospektüste yazıyor.
der Beitragprim, aidat; katkıİsimB1
Der Beitrag steigt zum Jahreswechsel.Prim yılbaşında artıyor.

Çoğulu: die Beiträge. Makale ya da tartışmaya katkı anlamı da var.

der Bereichalan, bölümİsimB1
In diesem Bereich kenne ich mich nicht aus.Bu alandan anlamam.
der Bodentoprak, zemin; yerİsimB1
Der Boden ist hier sehr trocken.Burada toprak çok kuru.

Odanın zemini ve tavan arası (der Dachboden) anlamı da var.

der Briefkastenposta kutusuİsimA2
Wirf den Brief in den Briefkasten.Mektubu posta kutusuna at.

Sokaktaki kutu da kapıdaki kutu da aynı kelimeyle söylenir. Kutunun üzerinde adın yazmazsa mektup geri gidebilir.

der BärayıİsimB1
Der Bär ist das Wappentier Berlins.Ayı, Berlin'in arma hayvanıdır.

Zayıf çekimli isim: den Bären, dem Bären.

der CentsentİsimA1
Der Rest sind achtzig Cent.Kalanı seksen sent.
der DezemberaralıkİsimA1
Im Dezember wird es hier sehr voll.Aralıkta burası çok kalabalık olur.
der ErwachseneyetişkinİsimA2
Der Eintritt kostet für Erwachsene zehn Euro.Giriş yetişkinler için on avro.

Sıfat gibi çekimlenir: ein Erwachsener, die Erwachsenen; kadın die Erwachsene.

der EssigsirkeİsimB1
Ein Löffel Essig kommt an den Salat.Salataya bir kaşık sirke konur.
der FischbalıkİsimA1
Freitags gibt es oft Fisch.Cuma günleri çoğu zaman balık olur.

Çoğul: die Fische.

der FlughafenhavalimanıİsimA2
Zum Flughafen fährt man am besten mit der Bahn.Havalimanına en iyi trenle gidilir.

Çoğulu: die Flughäfen.

der Gastmisafir, konukİsimA2
Der letzte Gast ging um zwei.Son misafir saat ikide gitti.

Çoğulu: die Gäste.

der GehwegkaldırımİsimB1
Der Gehweg war spiegelglatt.Kaldırım buz gibi kaygandı.

Kışın evin önündeki kaldırımı temizleme görevi çoğu zaman ev sahibine ya da kiracılara düşer.

der Grundsebep, neden; dip, zeminİsimB1
Dafür gibt es einen guten Grund.Bunun iyi bir sebebi var.

Çoğulu: die Gründe.

der Halsboyun; boğazİsimA1
Ich habe Halsschmerzen.Boğazım ağrıyor.

Çoğul: die Hälse. Boyun da boğaz da tek kelime: Halsschmerzen „boğaz ağrısı“.

der Hauptbahnhofana istasyon, merkez garİsimA1
Der Bus fährt zum Hauptbahnhof.Otobüs merkez gara gidiyor.

Çoğul: die Hauptbahnhöfe. Tabelalarda Hbf.

der HerdocakİsimA2
Der Herd ist noch an.Ocak hâlâ açık.

Fırın der Ofen; der Herd üstteki ocak (çoğu zaman fırınla birlikte bütün cihaz).

der JulitemmuzİsimA1
Im Juli sind die meisten im Urlaub.Temmuzda çoğu kişi tatilde.

Telefonda Juni ile karışmasın diye Julei diye söylenir.

der KarnevalkarnavalİsimB1
Im Karneval steht die Stadt kopf.Karnavalda şehir altüst olur.

Güneyde Fasching, güneybatıda Fastnacht denir; en çok Köln ve Mainz çevresinde kutlanır.

der Kassenbonfiş, kasa fişiİsimA2
Heben Sie den Kassenbon auf.„Fişi saklayın.“

Değişim ve iade için fişi saklamak önemlidir.

der Kompromissuzlaşma, orta yolİsimB1
Ein Kompromiss wäre allen lieber.Herkes bir orta yolu tercih ederdi.
der Körpervücut, bedenİsimA1
Der Körper braucht Schlaf.Vücudun uykuya ihtiyacı var.

Çoğul: die Körper.

der Laptopdizüstü bilgisayarİsimA2
Mein Laptop ist neu.Dizüstü bilgisayarım yeni.
der Linkbağlantı, linkİsimA2
Der Link funktioniert nicht mehr.Bağlantı artık çalışmıyor.
der LöffelkaşıkİsimA1
Nimm den großen Löffel.Büyük kaşığı al.

Tarifte ein Esslöffel (EL) „yemek kaşığı“, ein Teelöffel (TL) „çay kaşığı“.

der MakleremlakçıİsimB1
Über einen Makler geht es schneller.Emlakçı aracılığıyla daha hızlı oluyor.
der MetermetreİsimA1
Der Raum ist vier Meter breit.Oda dört metre genişliğinde.

Çoğul: die Meter. Sayıdan sonra tekil — Türkçe gibi.

der MotormotorİsimB1
Der Motor macht ein seltsames Geräusch.Motor garip bir ses çıkarıyor.

Vurgu tekilde başta, çoğulda ortada: MO-tor, Mo-TO-ren.

der MärzmartİsimA1
Ab März wird es wieder wärmer.Marttan itibaren hava yine ısınıyor.
der NachtischtatlıİsimA2
Zum Nachtisch gibt es Eis.Tatlı olarak dondurma var.
der Naturschutzdoğa korumaİsimB1
Der Naturschutz hat hier Vorrang.Burada doğa korumanın önceliği var.
der NebelsisİsimA2
Auf der Autobahn war dichter Nebel.Otobanda yoğun sis vardı.

Çoğul: die Nebel.

der OfenfırınİsimA2
Den Ofen auf hundertachtzig Grad vorheizen.Fırını önceden yüz seksen dereceye ısıt.

Çoğulu: die Öfen. Soba anlamı da var.

der PulloverkazakİsimA1
Der Pullover ist aus Wolle.Kazak yünden.

Çoğul: die Pullover. Kısaca der Pulli.

der Reispirinç; pilavİsimA2
Der Reis ist noch nicht gar.Pilav daha pişmedi.

Çoğulu yok. Türkçedeki gibi pirinç ile pilav ayrımı yok: ikisi de Reis.

der Rückensırt, belİsimA1
Mein Rücken tut seit Tagen weh.Günlerdir sırtım ağrıyor.

Çoğul: die Rücken. Türkçedeki „bel ağrısı“ da çoğu zaman Rückenschmerzen.

der Saftmeyve suyuİsimA1
Für die Kinder bitte zwei Säfte.Çocuklara iki meyve suyu, lütfen.

Çoğul: die Säfte.

der SandkumİsimA2
Die Kinder spielen im Sand.Çocuklar kumda oynuyor.
der SatzcümleİsimA2
Der Satz ist zu lang.Cümle çok uzun.

Çoğulu: die Sätze.

der Schadenhasar, zararİsimB1
Den Schaden müssen Sie sofort melden.„Hasarı hemen bildirmeniz gerekiyor.“

Çoğulu: die Schäden.

der Schlussson; sonuçİsimB1
Am Schluss haben alle gelacht.Sonunda herkes güldü.

Çoğulu: die Schlüsse; Schluss machen „bitirmek, ayrılmak“.

der Schüleröğrenci (okulda)İsimA2
Die Schüler schreiben morgen eine Arbeit.Öğrenciler yarın sınav oluyor.

Kız öğrenci: die Schülerin. Üniversite öğrencisi der Student.

der SeptembereylülİsimA1
Die Schule fängt im September wieder an.Okullar eylülde yeniden açılıyor.
der SohnoğulİsimA1
Ihr Sohn geht schon zur Schule.Oğlu artık okula gidiyor.

Çoğul: die Söhne.

der Stautrafik sıkışıklığıİsimA2
Wir standen zwei Stunden im Stau.İki saat trafikte kaldık.

im Stau stehen = trafikte beklemek.

der Strandplaj, sahilİsimA2
Wir liegen den ganzen Tag am Strand.Bütün gün plajda yatıyoruz.
der TeighamurİsimB1
Der Teig muss eine Stunde ruhen.Hamurun bir saat dinlenmesi gerekiyor.
der TellertabakİsimA1
Die Teller stehen im oberen Schrank.Tabaklar üst dolapta.

Çoğulu da die Teller.

der TopftencereİsimA2
Der Topf ist zu klein für die Nudeln.Tencere makarna için fazla küçük.

Çoğulu: die Töpfe.

der UmschlagzarfİsimA2
Der Umschlag ist zu klein.Zarf çok küçük.

Çoğulu: die Umschläge.

der UnfallkazaİsimA2
Es gab einen Unfall an der Kreuzung.Kavşakta bir kaza oldu.

Çoğulu: die Unfälle.

der Unterrichtders, öğretimİsimA2
Der Unterricht fällt heute aus.Bugün ders yok.

Der Unterricht fällt aus = ders iptal.

der VerkehrtrafikİsimA2
Der Verkehr steht komplett.Trafik tamamen durmuş.
der VerlustkayıpİsimB1
Der Verlust wurde der Polizei gemeldet.Kayıp polise bildirildi.
der Vormieterönceki kiracıİsimB1
Der Vormieter hat die Küche dagelassen.Önceki kiracı mutfağı bıraktı.

Ankastre mutfağı önceki kiracıdan satın almak yaygındır.

der Werktagiş günüİsimB1
Zwei Werktage, dann ist es da.İki iş günü sonra orada olur.

Cumartesi de iş günü sayılır; pazar ve resmî tatiller sayılmaz.

der Zoohayvanat bahçesiİsimA2
Im Zoo war es rappelvoll.Hayvanat bahçesi tıklım tıklımdı.
dickkalın; şişmanSıfatA1
Zieh dir eine dicke Jacke an.Kalın bir mont giy.

İnsan için kaba kaçabilir; kibarı kräftig ya da hiç söylememek.

die ApothekeeczaneİsimA1
Das bekommen Sie nur in der Apotheke.Bunu ancak eczanede bulursunuz.

Çoğul: die Apotheken. Yanıltıcı kelime: die Drogerie eczane değil, kozmetik ve temizlik malzemesi satan dükkândır; ilaç orada yok.

die AppuygulamaİsimA2
Die App gibt es nur auf Almanca.Uygulama sadece İngilizce var.
die Ausbildungmeslek eğitimi, çıraklıkİsimB1
Sie macht eine Ausbildung als Elektrikerin.Elektrikçi olarak meslek eğitimi alıyor.

Genellikle üç yıl sürer; işyerinde çalışarak ve meslek okuluna (Berufsschule) giderek yapılır, eğitim boyunca ücret ödenir.

die AutobahnotoyolİsimA2
Auf der Autobahn war viel Verkehr.Otoyolda trafik yoğundu.
die Bearbeitungişlem, işleme almaİsimB1
Die Bearbeitung dauert bis zu acht Wochen.İşlem sekiz haftaya kadar sürüyor.

in Bearbeitung = işlemde.

die Bedienungservis, garsonİsimB1
Die Bedienung war freundlich.Servis güler yüzlüydü.
die Bescheinigungbelge, onay yazısıİsimB1
Ich brauche eine Bescheinigung vom Arbeitgeber.İşverenimden bir belge lazım.
die Besichtigungev gezme, görme randevusuİsimB1
Zur Besichtigung kamen dreißig Leute.Evi görmeye otuz kişi geldi.
die Breitegenişlik, enİsimB1
Bei dieser Breite passt es nicht durch die Tür.Bu genişlikte kapıdan geçmez.
die BrückeköprüİsimA2
Nach der Brücke kommt der Park.Köprüden sonra park geliyor.

Çoğul: die Brücken.

die CremekremİsimA2
Diese Creme hilft bei trockener Haut.Bu krem kuru cilde iyi geliyor.
die DateidosyaİsimA2
Die Datei ist zu groß zum Verschicken.Dosya göndermek için çok büyük.

-ei ile biten isimler dişildir.

die DuscheduşİsimA1
Die Dusche ist wieder verstopft.Duş yine tıkandı.
die EnergieenerjiİsimB1
Die Energie kommt hier aus Wind und Sonne.Buradaki enerji rüzgârdan ve güneşten geliyor.
die ErdbeereçilekİsimA2
Erdbeeren gibt es nur im Juni.Çilek sadece haziranda bulunur.
die Erhöhungartış, zamİsimB1
Ab Januar gibt es eine Erhöhung der Miete.Ocaktan itibaren kiraya zam geliyor.
die Erkältungsoğuk algınlığı, nezleİsimA2
Ich habe eine Erkältung.Soğuk algınlığım var.

Çoğul: die Erkältungen. -ung yüzünden dişil. Grip die Grippe.

die Erntehasat, ürünİsimB1
Die Ernte fällt dieses Jahr klein aus.Bu yıl hasat az.
die Feierkutlama, partiİsimB1
Die Feier war im Garten.Kutlama bahçedeydi.
die Geburtsurkundedoğum belgesiİsimB1
Die Geburtsurkunde muss im Original vorliegen.Doğum belgesinin aslı gerekiyor.

Türkiye'den gelen belgeler çoğu zaman yeminli tercüman çevirisi ister; hangi belgenin gerektiğini daireye sor.

die Gebührharç, ücretİsimB1
Für den Antrag fällt eine Gebühr an.Başvuru için bir harç ödeniyor.
die GefahrtehlikeİsimB1
Es besteht keine Gefahr mehr.Artık tehlike yok.
die Generationkuşak, nesilİsimB1
Jede Generation hat ihre eigenen Probleme.Her kuşağın kendi sorunları var.
die GesundheitsağlıkİsimA2
Sport ist gut für die Gesundheit.Spor sağlığa iyi gelir.

Çoğulu yok.

die GrenzesınırİsimB1
Die Grenze ist keine Stunde entfernt.Sınır bir saatten daha yakın.
die Hautcilt, deriİsimA2
Die Haut ist sehr trocken.Cilt çok kuru.

Çoğulu die Häute, nadiren kullanılır.

die HochzeitdüğünİsimA2
Die Hochzeit ist im Juni.Düğün haziranda.

hoch „yüksek“ ile anlam ilgisi kalmamıştır; nikâh dairesi das Standesamt.

die KassekasaİsimA1
Bitte an der Kasse bezahlen.Lütfen kasada ödeyin.

Çoğul: die Kassen. die Krankenkasse ise „sağlık sigortası kurumu“.

die Kautiondepozito, güvence bedeliİsimB1
Die Kaution beträgt drei Monatsmieten.Depozito üç aylık kira tutarında.

Yasal üst sınır üç aylık çıplak kiradır; üç taksitte ödenebilir ve taşınırken faiziyle geri istenebilir.

die KerzemumİsimA2
Zünde bitte die Kerze an.Mumu yakar mısın?
die KirchekiliseİsimA1
Die Kirche stammt aus dem vierzehnten Jahrhundert.Kilise on dördüncü yüzyıldan kalma.

Çoğul: die Kirchen. Cami die Moschee.

die KrankheithastalıkİsimB1
Die Krankheit ist nicht ansteckend.Hastalık bulaşıcı değil.

-heit ile biten isimler hep dişil: die.

die LampelambaİsimA1
Die Lampe im Flur ist kaputt.Koridordaki lamba bozuk.

Çoğul: die Lampen.

die LieferungteslimatİsimB1
Die Lieferung kommt am Donnerstag.Teslimat perşembe günü geliyor.
die ListelisteİsimA2
Setz es bitte auf die Liste.Onu da listeye yaz.
die Lufthava (solunan)İsimA2
Die Luft ist nach dem Regen viel besser.Yağmurdan sonra hava çok daha temiz.

Hava durumu das Wetter; Türkçedeki iki anlam Almancada iki kelime.

die Mengemiktar; kalabalıkİsimB1
Die Menge reicht für vier Personen.Bu miktar dört kişiye yetiyor.

Günlük dilde „bir sürü“: eine Menge Arbeit.

die MöbelmobilyaİsimA2
Die Möbel sind alt, aber schön.Mobilyalar eski ama güzel.

Yalnızca çoğul: Die Möbel sind … Tek parça das Möbelstück.

die Mülltonneçöp bidonuİsimB1
Die Mülltonne wird donnerstags geleert.Çöp bidonu perşembeleri boşaltılıyor.
die NaseburunİsimA1
Meine Nase ist verstopft.Burnum tıkalı.

Çoğul: die Nasen.

die PackungpaketİsimA2
Eine Packung Nudeln reicht für vier.Bir paket makarna dört kişiye yetiyor.
die PfannetavaİsimA2
Die Pfanne muss richtig heiß sein.Tavanın iyice kızgın olması gerekiyor.
die PflanzebitkiİsimA2
Die Pflanze braucht mehr Licht.Bitkinin daha çok ışığa ihtiyacı var.
die PolizeipolisİsimA1
Die Polizei nimmt die Anzeige auf.Polis şikâyeti kayda alıyor.

Tekil ve fiil de tekil: Die Polizei kommt. Numarası 110.

die PostkartekartpostalİsimA2
Schreibst du mir eine Postkarte?Bana bir kartpostal yollar mısın?
die Quittungmakbuz, faturaİsimB1
Für die Steuer brauche ich eine Quittung.Vergi için makbuza ihtiyacım var.

Kassenbon'dan daha resmîdir; işverene ya da vergi dairesine verilir.

die RegelkuralİsimA2
Die Regel hat drei Ausnahmen.Kuralın üç istisnası var.

in der Regel = genellikle.

die Reparaturtamir, onarımİsimB1
Die Reparatur dauert zwei Tage.Tamir iki gün sürecek.

Önce yazılı fiyat teklifi (der Kostenvoranschlag) istemek olağandır.

die Schmerzenağrı, acıİsimA1
Haben Sie Schmerzen?Ağrınız var mı?

Bu anlamda çoğul kullanılır; tekil der Schmerz daha edebîdir.

die Schufa-AuskunftSchufa kredi notu belgesiİsimB1
Ohne Schufa-Auskunft bekommt man hier nichts.Schufa belgesi olmadan burada hiçbir şey bulamazsın.

Adını kredi kayıt kuruluşundan alır; yılda bir kez ücretsiz isteyebilirsin.

die Sendunggönderi; yayınİsimB1
Ihre Sendung ist unterwegs.Gönderiniz yolda.

Televizyonda „program, yayın“ anlamına da gelir.

die Sicherheitgüvenlik; kesinlikİsimB1
Zu Ihrer eigenen Sicherheit bleiben Sie sitzen.Kendi güvenliğiniz için oturmaya devam edin.

Hem „güvenlik“ hem „kesinlik“: mit Sicherheit „kesinlikle“.

die Speisekarteyemek listesi, menüİsimA1
Könnten wir bitte die Speisekarte haben?Menüyü alabilir miyiz, lütfen?

Çoğul: die Speisekarten. Yanıltıcı kelime: das Menü listenin kendisi değil, sabit fiyatlı bir öğün takımıdır.

die Spritzeiğne, enjeksiyon; şırıngaİsimB1
Vor der Spritze habe ich mehr Angst als vor dem Zahn.İğneden dişten daha çok korkuyorum.
die Tanteteyze, hala, yengeİsimA1
Meine Tante hat zwei Hunde.Teyzemin iki köpeği var.

Çoğul: die Tanten. Teyze, hala ve yenge — hepsi Tante.

die Theketezgâh, barİsimB1
An der Theke ist noch Platz.Barda hâlâ yer var.
die ToilettetuvaletİsimA1
Wo ist bitte die Toilette?Tuvalet nerede acaba?

das WC de denir. Restoranda Badezimmer diye sorma; o evdeki banyodur.

die UniversitätüniversiteİsimA2
Die Universität hat vierzigtausend Studierende.Üniversitede kırk bin öğrenci var.

Kısaca die Uni.

die VerbindungbağlantıİsimB1
Die Verbindung ist sehr schlecht.Bağlantı çok kötü.
die Vorlesungders (üniversitede), konferans dersiİsimB1
Die Vorlesung beginnt um Viertel nach.Ders çeyrek geçe başlıyor.

Alman üniversitelerinde dersler geleneksel olarak çeyrek geç başlar.

die Vorspeisebaşlangıç, ara sıcakİsimA2
Als Vorspeise nehmen wir Suppe.Başlangıç olarak çorba alıyoruz.
die Werkstattatölye; oto tamirhanesiİsimB1
Das Auto ist noch in der Werkstatt.Araba hâlâ tamirhanede.

Çoğulu: die Werkstätten.

die Wurstsosis, salam; şarküteri etiİsimA2
Auf dem Brot ist Wurst.Ekmeğin üstünde salam var.

Çoğulu: die Würste. Hem sosis hem dilimlenmiş salam türleri; aksi yazmadıkça çoğu zaman domuz içerir.

die Zahlsayı, rakamİsimA1
Können Sie mir die Zahl noch einmal sagen?Sayıyı bir daha söyleyebilir misiniz?

Çoğul: die Zahlen. Bir şeyi tanıtan numara (ev, telefon) die Nummer; die Zahl ise miktardır.

die Zahnpastadiş macunuİsimA1
Wir brauchen neue Zahnpasta.Yeni diş macunu lazım.
die ZitronelimonİsimA2
Ein Spritzer Zitrone reicht.Birkaç damla limon yeter.
die ZutatmalzemeİsimB1
Alle Zutaten stehen oben auf dem Rezept.Bütün malzemeler tarifin en üstünde yazıyor.

Çoğunlukla çoğul: die Zutaten.

die Überweisunghavale, para transferiİsimB1
Die Überweisung ist noch nicht angekommen.Havale henüz gelmedi.

Aynı kelime doktorun sevk kâğıdı da demektir.

drehençevirmek, döndürmekFiilB1
Dreh den Knopf nach rechts.Düğmeyi sağa çevir.
ehrlichdürüstSıfatB1
Sag mir bitte ehrlich, was du denkst.Ne düşündüğünü bana dürüstçe söyle.

ehrlich gesagt = açıkçası.

einladendavet etmekFiilA2
Sie hat uns zum Essen eingeladen.Bizi yemeğe davet etti.

Ayrılabilen ve düzensiz: du lädst ein, eingeladen. Ich lade dich ein çoğu zaman „hesap benden“ demektir.

einverstandenrazı, hemfikirSıfatB1
Sind Sie damit einverstanden?Buna razı mısınız?

Yalnızca sein ile ve mit + Dativ: Ich bin damit einverstanden. Tek başına Einverstanden! „Tamam, anlaştık!“

erreichenulaşmak; yetişmekFiilB1
Wir haben den Zug gerade noch erreicht.Trene son anda yetiştik.

Kişiye ulaşmak için de: Ich habe ihn nicht erreicht.

feiernkutlamakFiilA2
Wir feiern bis spät in die Nacht.Gece geç saatlere kadar kutluyoruz.
folgentakip etmek, izlemekFiilA2
Folgen Sie bitte dem Schild.Lütfen tabelayı takip edin.

Yönelme hâli (Dativ) ister, Perfekt sein ile: Ich bin ihm gefolgt.

fotografierenfotoğraf çekmekFiilA2
Hier darf man nicht fotografieren.Burada fotoğraf çekmek yasak.
fälligvadesi gelmiş, ödenmesi gerekenSıfatB1
Die Rate ist am Ersten fällig.Taksit ayın birinde ödenecek.
füttern(hayvanı, bebeği) beslemek, yem vermekFiilB1
Die Tiere werden zweimal täglich gefüttert.Hayvanlara günde iki kez yem veriliyor.

Yalnızca hayvan ve bebek için; parklarda kuşları beslemek çoğu zaman yasaktır.

gelbsarıSıfatA1
Der Brief kam in einem gelben Umschlag.Mektup sarı bir zarfla geldi.
glattdüz, pürüzsüz; kayganSıfatB1
Im Winter sind die Straßen oft glatt.Kışın yollar sık sık buz tutup kaygan oluyor.
gründlichesaslı, iyiceSıfatB1
Vor dem Besuch putzen wir gründlich.Misafirden önce esaslı bir temizlik yapıyoruz.
grüßenselam vermek, selamlaşmakFiilA2
Im Treppenhaus grüßt man sich.Merdivende insanlar selamlaşır.

Tanımasan da merdivende ya da asansörde Hallo ya da Guten Tag denir; denmemesi dikkat çeker.

hartsertSıfatA1
Die Schuhe sind noch ziemlich hart.Ayakkabılar hâlâ epey sert.

Karşılaştırma: härter.

hinausgehendışarı çıkmakFiilB1
Sie ging wortlos hinaus.Tek kelime etmeden dışarı çıktı.

Günlük dilde kısaca rausgehen.

hustenöksürmekFiilA2
Er hustet schon die ganze Woche.Bütün haftadır öksürüyor.

İsim olarak der Husten „öksürük“.

im Vorausönceden, şimdidenKalıp ifadeB1
Vielen Dank im Voraus.Şimdiden çok teşekkürler.

Almanca e-postaların yarısı bu satırla biter: Vielen Dank im Voraus.

inzwischenbu arada; artıkZarfB1
Inzwischen wohnt sie in Berlin.Artık Berlin'de oturuyor.
jährlichyıllık, her yılSıfatB1
Der Vertrag verlängert sich jährlich.Sözleşme her yıl kendiliğinden uzuyor.

Sözleşmelerde dikkat: Zamanında feshetmezsen sözleşme otomatik uzayabilir.

klassischklasikSıfatB1
Sie hört am liebsten klassische Musik.En çok klasik müzik dinliyor.
langweiligsıkıcıSıfatA2
Der Vortrag war ziemlich langweilig.Konuşma oldukça sıkıcıydı.

Mir ist langweilig = canım sıkılıyor — yine Dativ kalıbı.

liefernteslim etmek, getirmekFiilA2
Wird auch nach Hause geliefert?Eve teslimat da yapılıyor mu?

İsmi: die Lieferung (teslimat).

linkssol, solda, solaZarfA1
An der Ampel gehen Sie links.„Trafik ışıklarından sola dönün.“
lustigeğlenceli, komikSıfatA2
Der Abend war richtig lustig.Akşam gerçekten eğlenceliydi.
lächelngülümsemekFiilB1
Sie lächelte nur.Sadece gülümsedi.

ich ile -e- düşer: ich lächle.

löschensilmekFiilA2
Ich habe die Nachricht aus Versehen gelöscht.Mesajı yanlışlıkla sildim.

Yangını söndürmek anlamına da gelir.

meinbenimArtikelA1
Mein Bruder kommt am Freitag.Erkek kardeşim cuma günü geliyor.

Türkçedeki „-im“ ekinin yerine geçer ve ein gibi ek alır: meine Mutter, meinen Bruder.

messenölçmekFiilB1
Wir messen erst einmal Fieber.Önce bir ateşini ölçelim.

Düzensiz: misst, maß, gemessen. „Ateş ölçmek“: Fieber messen.

mischenkarıştırmak, harmanlamakFiilB1
Mehl und Zucker mischen.Un ve şekeri karıştır.
packenbavul hazırlamak, toplamakFiilA2
Ich habe noch nicht gepackt.Daha bavulumu hazırlamadım.
plötzlichbirden, anidenZarfB1
Plötzlich ging das Licht aus.Birden ışıklar söndü.
regelmäßigdüzenli olarakZarfB1
Er geht regelmäßig schwimmen.Düzenli olarak yüzmeye gidiyor.
reifolgunSıfatB1
Die Tomaten sind endlich reif.Domatesler sonunda olgunlaştı.

İnsan için „olgun, aklı başında“ da demek.

reisenseyahat etmekFiilA2
Sie reist beruflich sehr viel.İş için çok seyahat ediyor.

Perfekt sein ile: ich bin gereist.

ruhendinlenmek, istirahat etmekFiilB1
Der Patient soll ein paar Tage ruhen.Hastanın birkaç gün istirahat etmesi gerekiyor.
salzigtuzluSıfatA2
Die Suppe ist zu salzig.Çorba fazla tuzlu.
sammelnbiriktirmek, toplamakFiilB1
Er sammelt alte Postkarten.Eski kartpostal biriktiriyor.

ich ile -e- düşer: ich sammle.

satttokSıfatA2
Danke, ich bin satt.Teşekkürler, doydum.

etwas satt haben = bir şeyden bıkmak.

sauerekşiSıfatA2
Der Wein schmeckt sauer.Şarabın tadı ekşi.

Konuşma dilinde „kızgın, bozuk“ da demek: Er ist sauer.

scharfacı (biber gibi)SıfatA2
Ist das sehr scharf?Bu çok acı mı?

Bıçak için „keskin“, fotoğraf için „net“ anlamına da gelir.

schiebenitmek (iterek götürmek)FiilB1
Wir mussten das Auto schieben.Arabayı itmek zorunda kaldık.

Düzensiz: schob – geschoben.

schlimmkötü, vahimSıfatA2
Das ist nicht so schlimm.O kadar kötü değil.

Nicht schlimm! = „Önemli değil!“

schmaldar, inceSıfatA2
Der Flur ist ziemlich schmal.Koridor epey dar.
schmutzigkirliSıfatA2
Die Jacke ist schmutzig geworden.Ceket kirlenmiş.
schriftlichyazılıSıfatB1
Die Kündigung muss schriftlich erfolgen.Fesih yazılı yapılmalı.

Resmî işlerde schriftlich çoğu zaman kâğıt ve imza demektir; e-posta için in Textform denir.

seltennadiren, seyrekZarfA2
Das passiert nur selten.Bu sadece nadiren olur.
sich befindenbulunmakFiilB1
Das Hotel befindet sich direkt am Bahnhof.Otel tam istasyonun yanında bulunuyor.

Biçimleri: befindet, befand, befunden. Resmî dil; konuşmada sein ya da liegen yeter.

sich beschwerenşikâyet etmekFiilB1
Jemand hat sich über den Lärm beschwert.Biri gürültüden şikâyet etti.

Konu über + belirtme hâli (Akkusativ): sich über den Lärm beschweren.

sich kümmernilgilenmek, halletmekFiilB1
Ich kümmere mich darum.Ben onunla ilgilenirim.

Dönüşlü, um + belirtme hâli (Akkusativ): Ich kümmere mich darum.

sich verabschiedenvedalaşmakFiilA2
Ich muss mich jetzt verabschieden.Artık vedalaşmam gerekiyor.
sicheremin; güvenliSıfatA2
Bist du sicher?Emin misin?

İki anlamı da çok yaygın.

sinkendüşmek, azalmakFiilB1
Die Temperatur sinkt über Nacht.Sıcaklık gece boyunca düşüyor.

Düzensiz: sank – gesunken, Perfekt sein ile.

sparentasarruf etmek, para biriktirmekFiilA2
So sparen Sie zehn Euro.Böylece on avro tasarruf edersin.
springenatlamak, zıplamakFiilA2
Er ist über die Pfütze gesprungen.Su birikintisinin üzerinden atladı.

Düzensiz: sprang – gesprungen, Perfekt sein ile.

startençalışmak, çalıştırmak (motor)FiilB1
Der Wagen startet bei Kälte schlecht.Araba soğukta zor çalışıyor.
stehlençalmakFiilB1
Mir wurde das Fahrrad gestohlen.Bisikletim çalındı.

Düzensiz: stahl, gestohlen. Türkçe „bisikletim çalındı“ der; Almanca kişiyi Dativ ile söyler: Mir wurde das Fahrrad gestohlen.

steildik, sarpSıfatB1
Der Weg zur Burg ist sehr steil.Kaleye giden yol çok dik.
streichenboyamak (duvar)FiilB1
Die Wände müssen wir noch streichen.Duvarları daha boyamamız gerekiyor.

Düzensiz: strich, gestrichen. „Silmek, üstünü çizmek“ anlamı da var.

ständigsürekli, durmadanZarfB1
Das Telefon klingelt ständig.Telefon durmadan çalıyor.
süßtatlıSıfatA1
Der Nachtisch ist mir zu süß.Tatlı bana fazla şekerli.

Bir insan ya da hayvan için „şirin, sevimli“ anlamına da gelir.

tanzendans etmekFiilA2
Wir haben bis Mitternacht getanzt.Gece yarısına kadar dans ettik.
tiefderin; alçakSıfatA2
Das Wasser ist hier nicht tief.Su burada derin değil.
tollharika, süperSıfatA1
Das Konzert war toll!Konser harikaydı!
traurigüzgün; hüzünlüSıfatA2
Der Film war ziemlich traurig.Film oldukça hüzünlüydü.
umsteigenaktarma yapmakFiilA2
In Hannover müssen Sie umsteigen.„Hannover'de aktarma yapmanız gerekiyor.“

Ayrılabilen, Perfekt'i sein ile.

umtauschendeğiştirmek, iade etmekFiilA2
Kann ich das umtauschen?Bunu değiştirebilir miyim?

Ayrılabilen. Fişi sakla: der Kassenbon.

umziehentaşınmakFiilA2
Wir ziehen nächsten Monat um.Gelecek ay taşınıyoruz.

Ayrılabilen ve Perfekt'i sein ile: ich bin umgezogen. Dönüşlü sich umziehen ise „üstünü değiştirmek“.

unbefristetsüresizSıfatB1
Der Vertrag ist unbefristet.Sözleşme süresiz.

Karşıtı befristet, belirli süreli.

unterschreibenimzalamakFiilA2
Bitte hier unten unterschreiben.Lütfen burayı, en alttan imzalayın.

Ayrılamayan fiil: unterschrieben. Okumadan hiçbir şey imzalama; anlamadığın yeri sor.

unverständlichanlaşılmazSıfatB1
Der Text ist für Anfänger unverständlich.Metin yeni başlayanlar için anlaşılmaz.
vegetarischvejetaryenSıfatA2
Gibt es etwas Vegetarisches?Vejetaryen bir şey var mı?
vergleichenkarşılaştırmakFiilB1
Es lohnt sich, die Preise zu vergleichen.Fiyatları karşılaştırmaya değer.
verheiratetevliSıfatA2
Sie sind seit zehn Jahren verheiratet.On yıldır evliler.
verletztyaralıSıfatB1
Niemand wurde verletzt.Kimse yaralanmadı.
verlängernuzatmakFiilB1
Ich muss den Vertrag verlängern lassen.Sözleşmeyi uzattırmam gerekiyor.

Oturum izni için de kullanılır: den Aufenthaltstitel verlängern.

versichernsigortalamak; temin etmekFiilB1
Ist dein Fahrrad versichert?Bisikletin sigortalı mı?

Birine bir şeyi „temin etmek, garanti etmek“ anlamı da var: Ich versichere Ihnen, dass …

versuchendenemek, çalışmak (bir şeyi yapmaya)FiilA2
Ich versuche es später noch einmal.Sonra bir daha deneyeceğim.

Ayrılamayan. Ardından zu + mastar: Ich versuche zu schlafen „uyumaya çalışıyorum“.

verteilendağıtmakFiilB1
Der Lehrer verteilt die Hefte.Öğretmen defterleri dağıtıyor.
vorhinaz önce, deminZarfB1
Vorhin hat jemand angerufen.Az önce biri aradı.
vorschlagenönermek, teklif etmekFiilB1
Ich schlage vor, wir treffen uns Montag.Pazartesi buluşmamızı öneriyorum.

Ayrılabilen ve düzensiz: du schlägst vor, vorgeschlagen.

wanderndoğa yürüyüşü yapmakFiilA2
Am Wochenende wandern wir gern.Hafta sonları doğa yürüyüşü yapmayı severiz.

Perfekt sein ile: wir sind gewandert.

werdenolmak, -leşmek; -ecekFiilA1
Es wird langsam kalt.Hava yavaş yavaş soğuyor.

du wirst, er wird; wurde, geworden. Üç işi var: bir şeye dönüşmek, gelecek zaman ve edilgen çatı.

wiederholentekrar etmek; tekrarlamak (ders)FiilA2
Wir wiederholen heute die Zeitformen.Bugün zamanları tekrar ediyoruz.

Burada ayrılamayan fiil: Wir wiederholen.

wiegentartmak; ağırlığında olmakFiilB1
Das Paket wiegt fast fünf Kilo.Paket neredeyse beş kilo geliyor.

Düzensiz: wog – gewogen.

woherneredenZarfA1
Woher kommen Sie?Nerelisiniz?
wöchentlichhaftalık, haftada birSıfatB1
Die Sitzung ist wöchentlich.Toplantı haftada bir.
wütendöfkeli, çok kızgınSıfatB1
Er war wirklich wütend.Gerçekten çok öfkeliydi.

böse'den çok daha güçlü.

zerstörenyok etmek, tahrip etmekFiilB1
Der Sturm hat viele Bäume zerstört.Fırtına birçok ağacı yerle bir etti.
überraschendşaşırtıcı; beklenmedik şekildeSıfatB1
Das Ergebnis war für alle überraschend.Sonuç herkes için şaşırtıcıydı.
überzeugenikna etmekFiilB1
Das Ergebnis hat mich nicht überzeugt.Sonuç beni ikna etmedi.

Ayrılamayan fiil. Dönüşlü sich überzeugen „kendi gözüyle görüp emin olmak“.

abfahrenkalkmak, hareket etmekFiilA2
Wann fährt der nächste Bus ab?Bir sonraki otobüs ne zaman kalkıyor?

Ayrılabilen, Perfekt'i sein ile.

abheben(para) çekmekFiilB1
Ich muss noch Geld abheben.Daha para çekmem gerekiyor.

Ayrılabilen ve düzensiz: hebt ab, abgehoben. Uçak için „havalanmak“ demek.

abholenalmak, karşılamakFiilA2
Ich hole dich am Bahnhof ab.Seni istasyondan alırım.

Ayrılabilen fiil: Ich hole dich ab.

abkühlensoğumak, soğutmakFiilB1
Den Kuchen abkühlen lassen.Keki soğumaya bırak.

Ayrılabilen fiil: kühlt ab.

ablehnenreddetmekFiilB1
Der Antrag wurde abgelehnt.Başvuru reddedildi.

Ayrılabilen fiil: lehnt ab, abgelehnt.

abräumenmasayı toplamakFiilB1
Darf ich schon abräumen?Masayı toplayabilir miyim?

Ayrılabilen fiil: Ich räume ab.

abstürzençökmek (program); düşmek (uçak)FiilB1
Das Programm ist wieder abgestürzt.Program yine çöktü.

Ayrılabilen fiil, Perfekt sein ile.

abwaschenbulaşık yıkamakFiilB1
Wer wäscht heute ab?Bugün bulaşığı kim yıkıyor?

Ayrılabilen ve düzensiz: du wäschst ab, abgewaschen.

aktuellgüncel, şu ankiSıfatB1
Ist die Liste noch aktuell?Liste hâlâ güncel mi?

Güncel demektir, „gerçek“ değil (o tatsächlich).

akutakut, aniSıfatB1
Akut besteht keine Gefahr.Şu an akut bir tehlike yok.
anbietenikram etmek; teklif etmekFiilA2
Darf ich Ihnen einen Kaffee anbieten?Size bir kahve ikram edebilir miyim?

Ayrılabilen fiil: Ich biete an.

anbrennendibi tutmak, yanmakFiilB1
Die Soße ist mir angebrannt.Sosun dibi tuttu.

Ayrılabilen, Perfekt sein ile: ist angebrannt.

angebenbelirtmek; hava atmakFiilB1
Im Formular müssen Sie Ihr Alter angeben.Formda yaşınızı belirtmeniz gerekiyor.

Formlarda: Bitte geben Sie … an. Nesnesiz günlük dilde „hava atmak“.

ankündigenduyurmak, önceden bildirmekFiilB1
Wir müssen die Änderung rechtzeitig ankündigen.Değişikliği zamanında duyurmamız gerekiyor.

Ayrılabilen fiil: kündigt an. kündigen (feshetmek) ile karıştırma.

anprobierendenemek (giysi)FiilA2
Darf ich das anprobieren?Bunu deneyebilir miyim?

an- ayrılır, pro- ayrılmaz; bu yüzden Partizip II anprobiert, ge- yok.

anstoßenkadeh tokuşturmakFiilB1
Lasst uns kurz anstoßen.Hadi bir kadeh kaldıralım.

Ayrılabilen ve düzensiz: stieß an, angestoßen. Tokuştururken karşındakinin gözüne bakılır. İçki içmiyorsan suyla da tokuşturabilirsin.

artgerechttürüne uygun (hayvan bakımı)SıfatB1
Die Haltung muss artgerecht sein.Hayvanların türüne uygun koşullarda tutulması gerekir.

Hayvan koruma yasasından gelir; et ve yumurta ambalajlarında sık görürsün.

atmennefes almakFiilB1
Atmen Sie bitte tief ein.Lütfen derin nefes alın.

Kök -tm ile bittiği için araya e girer: du atmest.

auf Wiedersehengörüşmek üzere, hoşça kal (resmî)Kalıp ifadeA1
Auf Wiedersehen und vielen Dank.Görüşmek üzere, çok teşekkürler.

Resmî veda. Telefonda auf Wiederhören denir: tekrar görüşmeyeceksin, duyuşacaksın.

aufgeregtheyecanlı, telaşlıSıfatB1
Die Kinder sind ganz aufgeregt.Çocuklar çok heyecanlı.
aufhebenyerden almak; saklamakFiilB1
Die Quittung solltest du gut aufheben.Fişi iyi saklamalısın.

Ayrılabilen: hebt auf, hob auf, aufgehoben. Resmî dilde bir kuralı „kaldırmak, iptal etmek“.

aufhörenbırakmak, durmakFiilA2
Hör bitte auf damit.Şunu bırak artık.

Ayrılabilen ve zayıf. Bıraktığın şey mit + yönelme hâli: mit dem Rauchen aufhören „sigarayı bırakmak“.

auflegentelefonu kapatmakFiilB1
Er hat einfach aufgelegt.Telefonu yüzüme kapattı.

Ayrılabilen fiil: Er legt auf.

aufmachenaçmakFiilA1
Kannst du bitte das Fenster aufmachen?Pencereyi açar mısın?

Ayrılabilen; günlük dilde öffnen yerine. Karşıtı zumachen.

aufnehmenkaydetmek (ses, görüntü); kabul etmekFiilB1
Wir wollen das Konzert aufnehmen.Konseri kaydetmek istiyoruz.

Ayrılabilen fiil: nimmt auf, aufgenommen.

aufräumentoplamak, derleyip toplamakFiilA2
Räum bitte dein Zimmer auf.Odanı topla, olur mu?

Ayrılabilen: ön ek sona gider, Räum dein Zimmer auf!

aufschreibennot almak, yazmakFiilA2
Schreib dir die Adresse auf.Adresi bir yere yaz.

Ayrılabilen fiil: Schreib dir das auf.

auseinanderayrı, birbirinden ayrıZarfB1
Die Kinder gingen auseinander, jedes in eine andere Richtung.Çocuklar dağıldı, her biri başka bir yöne gitti.
ausfüllendoldurmakFiilA2
Füllen Sie bitte das Formular aus.Lütfen formu doldurun.

Ayrılabilen fiil: Füllen Sie das Formular aus.

ausgebenharcamakFiilA2
Wir haben zu viel Geld ausgegeben.Çok fazla para harcadık.

Ayrılabilen fiil: Wir geben aus, ausgegeben.

auspustenüfleyip söndürmekFiilB1
Puste die Kerzen aus!Mumları üfle!

Ayrılabilen fiil: Puste die Kerzen aus!

ausreichendyeterliSıfatB1
Haben wir ausreichend Zeit?Yeterince vaktimiz var mı?

Okul notu olarak ausreichend (4) „geçer, zar zor“; 1 en iyi not, 6 en kötü.

aussteigeninmekFiilA2
Wir steigen an der nächsten Station aus.Bir sonraki durakta iniyoruz.

Ayrılabilen fiil: Wir steigen aus.

aussuchenseçmekFiilA2
Such dir etwas aus.Kendine bir şey seç.

Ayrılabilen fiil: Such dir etwas aus.

badenbanyo yapmak (küvette); suya girmekFiilA2
Abends badet sie gern.Akşamları küvette banyo yapmayı sever.
beantragenbaşvurmak, talep etmekFiilB1
Sie hat einen neuen Ausweis beantragt.Yeni bir kimlik kartı için başvurdu.

Belirtme hâli (Akkusativ) ister, Türkçedeki gibi „-e“ değil: einen Pass beantragen.

beendenbitirmek, sona erdirmekFiilA2
Wir beenden das Treffen um fünf.Toplantıyı saat beşte bitiriyoruz.
begründengerekçelendirmekFiilB1
Können Sie das begründen?Bunu gerekçelendirebilir misiniz?

Ayrılamayan fiil: begründet.

behaltentutmak, saklamakFiilB1
Sie können den Stift behalten.Kalem sizde kalabilir.
behandelntedavi etmekFiilB1
Das wird mit Tabletten behandelt.Bu, ilaçla tedavi ediliyor.

Ayrılamayan fiil: behandelt, ge- yok.

behaupteniddia etmekFiilB1
Er behauptet, davon nichts gewusst zu haben.Bundan haberi olmadığını iddia ediyor.
beliebtsevilen, popülerSıfatA2
Der Lehrer ist bei allen beliebt.Öğretmeni herkes seviyor.
bequemrahatSıfatA1
Diese Schuhe sind sehr bequem.Bu ayakkabılar çok rahat.

İnsan için „üşengeç, rahatına düşkün“ demektir — er ist bequem iltifat değildir.

berühmtünlüSıfatA2
Sie möchte eines Tages berühmt sein.Bir gün ünlü olmak istiyor.
beschließenkarar vermek, karara bağlamakFiilB1
Wir haben beschlossen, nach Leipzig zu ziehen.Leipzig'e taşınmaya karar verdik.

Formlar: beschließt, beschloss, beschlossen.

besichtigen(evi) gezip görmekFiilB1
Wir haben gestern drei Wohnungen besichtigt.Dün üç ev gezdik.

Ayrılamayan fiil: Partizip II'de ge- yok, besichtigt.

besitzensahip olmakFiilB1
Er besitzt zwei Autos.İki arabası var.
besorgenalmak, temin etmekFiilA2
Kannst du unterwegs Brot besorgen?Yolda ekmek alabilir misin?

Ayrılamayan fiil: besorgt, başında ge- yok.

betreffenilgilendirmek, etkilemekFiilB1
Die Änderung betrifft alle Mitarbeiter.Değişiklik bütün çalışanları ilgilendiriyor.

Formlar: betrifft, betraf, betroffen.

betroffenetkilenen; üzgün, sarsılmışSıfatB1
Viele Familien sind von der Erhöhung betroffen.Birçok aile zamdan etkileniyor.

die Betroffenen: „etkilenenler, mağdurlar“.

bewölktbulutluSıfatA2
Der Himmel ist stark bewölkt.Gökyüzü çok bulutlu.
bezahlbaruygun fiyatlı, ödenebilirSıfatB1
Bezahlbarer Wohnraum ist knapp.Uygun fiyatlı konut az.

-bar eki Türkçedeki „-ebilir“ gibidir: bezahlbar „ödenebilir“.

bezweifelnşüphe etmek, kuşkulanmakFiilB1
Das bezweifle ich stark.Bundan çok şüpheliyim.
blutenkanamakFiilB1
Die Nase hat lange geblutet.Burnu uzun süre kanadı.
bratenkızartmak; (fırında) kızartmakFiilB1
Das Fleisch von beiden Seiten braten.Etin iki tarafını da kızart.

Düzensiz: du brätst, er brät; briet, gebraten.

braunkahverengiSıfatA1
Sie hat braune Augen.Kahverengi gözleri var.
buchenrezervasyon yapmakFiilA2
Wir haben zwei Nächte gebucht.İki gece için rezervasyon yaptık.
buntrenkli, rengârenkSıfatA2
Der Markt war sehr bunt.Pazar çok renkliydi.
bösekızgın, dargın; kötüSıfatA2
Bist du mir böse?Bana kızgın mısın?

Kişi yönelme hâlinde (Dativ): jemandem böse sein = birine kızgın olmak.

chemischkimyasalSıfatB1
Im Garten benutzen wir keine chemischen Mittel.Bahçede kimyasal ilaç kullanmıyoruz.
chronischkronik, süregenSıfatB1
Die Krankheit ist chronisch.Hastalık kronik.
das Abendbrotakşam yemeği (soğuk, ekmekli)İsimB1
Um sieben gibt es Abendbrot.Akşam yemeği saat yedide.

Ekmek, peynir ve şarküteriden oluşan soğuk akşam yemeği; birçok Alman evinde sıcak yemek öğlendir.

das Abendessenakşam yemeğiİsimA1
Nach dem Abendessen gehen wir spazieren.Akşam yemeğinden sonra yürüyüşe çıkıyoruz.
das AbenteuermaceraİsimB1
Die Reise war ein echtes Abenteuer.Yolculuk tam bir maceraydı.
das Abiturlise bitirme sınavı ve diplomasıİsimB1
Sie macht nächstes Jahr Abitur.Seneye lise bitirme sınavına giriyor.

Üniversiteye giriş hakkı verir; kısaca das Abi.

das Altglasatık camİsimB1
Altglas wird nach Farben sortiert.Atık cam renklerine göre ayrılıyor.

Beyaz, yeşil, kahverengi; mavi cam yeşile gider. Pazar günü kumbaraya şişe atılmaz.

das Altpapieratık kâğıtİsimB1
Kartons kommen ins Altpapier.Kartonlar atık kâğıda gider.

Mavi kutu; kartonu katlayarak at.

das Argumentargüman, gerekçeİsimB1
Das Argument überzeugt mich nicht.Bu argüman beni ikna etmiyor.

Kavga anlamında değil; kavga der Streit.

das BabybebekİsimA1
Das Baby schläft endlich.Bebek sonunda uyudu.

Çoğul: die Babys — alıntı kelime olduğu için -s çoğulu. Oyuncak bebek ise die Puppe.

das Backblechfırın tepsisiİsimB1
Das Backblech mit Papier auslegen.Fırın tepsisine pişirme kâğıdı ser.
das BeinbacakİsimA1
Das Bein ist noch geschwollen.Bacak hâlâ şiş.

Çoğul: die Beine. Kemik ise der Knochen; Bein ile karıştırma.

das BenzinbenzinİsimA2
Das Benzin ist wieder teurer geworden.Benzin yine pahalandı.

Mazot der Diesel.

das Besteckçatal bıçak takımıİsimB1
Das Besteck liegt schon auf dem Tisch.Çatal bıçaklar masada bile.

Toplu isim, Almancada tekil.

das BlutkanİsimA2
Der Arzt hat mir Blut abgenommen.Doktor kan aldı.

Çoğulu yok. „Kan tahlili“ die Blutuntersuchung.

das BügeleisenütüİsimB1
Das Bügeleisen ist noch heiß.Ütü hâlâ sıcak.
das DeodeodorantİsimA2
Ich habe das Deo vergessen.Deodorantı unuttum.
das Doppelzimmerçift kişilik odaİsimA2
Ein Doppelzimmer mit Frühstück, bitte.Kahvaltılı bir çift kişilik oda.

Tek kişilik oda: das Einzelzimmer.

das Drittelüçte birİsimB1
Ein Drittel der Plätze ist frei.Yerlerin üçte biri boş.

Üçte birden itibaren kesirler cinsiyetsizdir ve -tel ile biter: das Viertel, das Fünftel.

das Duschgelduş jeliİsimA2
Das Duschgel riecht nach Zitrone.Duş jeli limon kokuyor.
das EinkommengelirİsimB1
Sein Einkommen reicht für die Familie.Geliri aileye yetiyor.

Başvuru formlarında sık sorulur: monatliches Nettoeinkommen.

das EreignisolayİsimB1
Die Hochzeit war das Ereignis des Jahres.Düğün yılın olayıydı.

Çoğulu: die Ereignisse.

das Erlebnisyaşantı, deneyimİsimB1
Das Konzert war ein tolles Erlebnis.Konser harika bir deneyimdi.

Çoğulu: die Erlebnisse.

das Fachders, branşİsimA2
Mathematik ist nicht mein Fach.Matematik benim alanım değil.

Çoğulu: die Fächer. Çekmece, göz anlamı da var.

das Feuerateş, yangınİsimA2
Im dritten Stock ist Feuer ausgebrochen.Üçüncü katta yangın çıktı.

„Ateşin var mı?“ (sigara için): Hast du Feuer?

das Feuerwerkhavai fişek gösterisiİsimB1
Das Feuerwerk dauerte zehn Minuten.Havai fişekler on dakika sürdü.

Almancada tekil.

das FlugzeuguçakİsimA2
Das Flugzeug hat zwei Stunden Verspätung.Uçağın iki saat rötarı var.
das Gefühlduygu, hisİsimA2
Ich habe ein gutes Gefühl dabei.Bu konuda içimde iyi bir his var.
das Gegenteilkarşıt, zıtİsimA2
Das Gegenteil von groß ist klein.Büyüğün zıttı küçüktür.
das Gepäckbagaj, eşyaİsimA2
Das Gepäck kann man am Schalter aufgeben.Bagaj gişede teslim edilebilir.

Çoğulu kullanılmaz.

das GesichtyüzİsimA1
Sie hat sich das Gesicht gewaschen.Yüzünü yıkadı.

Çoğul: die Gesichter.

das GewichtağırlıkİsimB1
Das Gewicht darf 20 Kilo nicht überschreiten.Ağırlık 20 kiloyu geçmemeli.
das Gewitterfırtınalı sağanak, gök gürültülü fırtınaİsimA2
Am Abend gab es ein schweres Gewitter.Akşam şiddetli bir fırtına oldu.

Çoğul: die Gewitter. Ge- ön eki cinsiyetsiz yapar. Rüzgâr fırtınası der Sturm.

das GewürzbaharatİsimB1
Die Gewürze stehen neben dem Herd.Baharatlar ocağın yanında duruyor.

Çoğulu: die Gewürze.

das GoldaltınİsimB1
Der Ring ist aus Gold.Yüzük altından.
das Grasot, çimenİsimB1
Das Gras ist noch nass vom Tau.Çimenler hâlâ çiyden ıslak.

Çoğulu die Gräser „ot türleri“ demek.

das Guthabenbakiye, alacak, kontörİsimB1
Auf der Karte ist noch Guthaben.Kartta hâlâ bakiye var.
das Gymnasiumlise (üniversiteye hazırlayan)İsimB1
Nach der vierten Klasse ging er aufs Gymnasium.Dördüncü sınıftan sonra liseye gitti.

Yanıltıcı kelime: spor salonu değildir! Spor salonu die Turnhalle ya da das Fitnessstudio.

das HackfleischkıymaİsimB1
Das Hackfleisch muss durchgebraten sein.Kıymanın iyice pişmiş olması gerekiyor.

Karışık kıyma (gemischtes Hackfleisch) dana ve domuz karışımıdır.

das Haltbarkeitsdatumson kullanma tarihiİsimB1
Das Haltbarkeitsdatum war schon abgelaufen.Son kullanma tarihi çoktan geçmişti.

Paketin üzerinde çoğu zaman mindestens haltbar bis yazar.

das HandtuchhavluİsimA2
Nimm bitte ein frisches Handtuch.Temiz bir havlu al.

Çoğulu: die Handtücher.

das Hauptgerichtana yemekİsimA2
Das Hauptgericht dauert zwanzig Minuten.Ana yemek yirmi dakika sürer.
das Haustierevcil hayvanİsimA2
Haustiere sind in der Wohnung nicht erlaubt.Dairede evcil hayvan beslemek yasak.

Kira sözleşmelerinde sık geçer; küçük hayvanlar (balık, hamster) genelde serbesttir.

das HobbyhobiİsimA1
Fotografieren ist ihr großes Hobby.Fotoğrafçılık onun en büyük hobisi.

Çoğulu: die Hobbys.

das Holzodun, tahtaİsimA2
Der Tisch ist aus Holz.Masa tahtadan.

Çoğulu: die Hölzer.

das Hähnchentavuk (eti)İsimA2
Das Hähnchen ist fertig.Tavuk pişti.

Et ya da yemek olarak; canlı hayvan das Huhn.

das InsektböcekİsimB1
Die Zahl der Insekten geht zurück.Böceklerin sayısı azalıyor.
das Instrumentçalgı, enstrümanİsimB1
Welches Instrument spielst du?Hangi enstrümanı çalıyorsun?

Artikelsiz söylenir: Klavier spielen, Gitarre spielen.

das Kaufhausbüyük mağazaİsimA2
Im Kaufhaus gibt es alles.Büyük mağazada her şey var.

Çoğul: die Kaufhäuser.

das KennzeichenplakaİsimB1
Notieren Sie sich bitte das Kennzeichen.Lütfen plakayı not edin.

Baştaki harfler arabanın hangi şehir ya da ilçeden olduğunu gösterir: B Berlin, K Köln.

das Klebebandkoli bandı, bantİsimB1
Das Klebeband hält nicht.Bant tutmuyor.
das KlimaiklimİsimB1
Das Klima verändert sich messbar.İklim ölçülebilir biçimde değişiyor.
das Klopapiertuvalet kâğıdıİsimA2
Das Klopapier ist ausgegangen.Tuvalet kâğıdı bitmiş.

Günlük dil; resmîsi das Toilettenpapier.

das KostümkostümİsimB1
Sein Kostüm hat er selbst genäht.Kostümünü kendisi dikti.

Kadın için takım elbise anlamı da var.

das LenkraddireksiyonİsimB1
Halten Sie das Lenkrad mit beiden Händen.Direksiyonu iki elinizle tutun.

Çoğulu: die Lenkräder.

das Lokalmekân, lokalİsimB1
Das Lokal ist immer voll.Mekân hep dolu.

Yemek yenen ya da bir şey içilen her yer için genel kelime; Türkçedeki „lokal“den daha geniştir.

das MedikamentilaçİsimA2
Nehmen Sie das Medikament zweimal täglich.„İlacı günde iki kez alın.“

Çoğul: die Medikamente. Konuşmada die Tablette „hap“ da çok duyulur.

das MesserbıçakİsimA1
Das Messer ist stumpf.Bıçak kör.

Çoğulu da die Messer.

das Missverständnisyanlış anlama, yanlış anlaşılmaİsimB1
Da liegt ein Missverständnis vor.Burada bir yanlış anlaşılma var.

Çoğulu: die Missverständnisse.

das ModellmodelİsimB1
Welches Modell fahren Sie?Hangi modeli kullanıyorsunuz?
das MüslimüsliİsimA2
Das Müsli ist selbst gemischt.Müsliyi kendimiz karıştırdık.

Kelime İsviçre Almancasından gelir.

das NestyuvaİsimB1
Im Nest sitzen vier junge Vögel.Yuvada dört yavru kuş var.

Çoğulu: die Nester.

das OhrkulakİsimA1
Das linke Ohr tut mir weh.Sol kulağım ağrıyor.

Çoğul: die Ohren.

das OstereiPaskalya yumurtasıİsimB1
Die Ostereier sind im Garten versteckt.Paskalya yumurtaları bahçede saklı.

Boyanmış yumurtalar saklanır, çocuklar arar.

das ParfümparfümİsimB1
Ihr Parfüm riecht sehr gut.Parfümü çok güzel kokuyor.
das PersonalpersonelİsimB1
Das Personal im Hotel war sehr nett.Oteldeki personel çok kibardı.

Yanıltıcı kelime: Tek bir kişi değil, bütün çalışanlardır.

das PfanddepozitoİsimA2
Auf die Flasche kommt Pfand.Şişenin depozitosu var.

Boş şişeyi süpermarketteki makineye verirsin, makine bir fiş basar, parayı kasada geri alırsın.

das PferdatİsimA2
Das Pferd steht auf der Weide.At otlakta duruyor.
das Portoposta ücretiİsimB1
Das Porto zahlt der Absender.Posta ücretini gönderen öder.
das PostamtpostaneİsimA2
Das Postamt schließt um sechs.Postane saat altıda kapanıyor.

Konuşmada çoğu kişi sadece die Post der.

das ProduktürünİsimB1
Die Firma verkauft ihre Produkte im Internet.Şirket ürünlerini internetten satıyor.
das ProzentyüzdeİsimA2
Zwanzig Prozent sind schon viel.Yüzde yirmi epey fazla.

Sayıdan sonra tekil kalır: zwanzig Prozent. Sıra da Türkçenin tersidir: önce sayı, sonra Prozent.

das PulvertozİsimB1
Das Pulver wird in warmem Wasser aufgelöst.Toz ılık suda eritilir.
das Rathausbelediye binasıİsimA2
Das Rathaus liegt mitten in der Altstadt.Belediye binası eski şehrin ortasında.

Çoğul: die Rathäuser. Rat „meclis“ demektir. Birçok resmî iş burada ya da das Bürgeramt'ta görülür.

das Regenwasseryağmur suyuİsimB1
Mit dem Regenwasser gießen wir den Garten.Bahçeyi yağmur suyuyla suluyoruz.
das Rindfleischdana eti, sığır etiİsimB1
Das Rindfleisch schmort zwei Stunden.Dana eti iki saat kısık ateşte pişiyor.
das SchafkoyunİsimA2
Die Schafe halten den Deich kurz.Koyunlar setin otlarını kısa tutuyor.
das Schlafzimmeryatak odasıİsimA1
Das Schlafzimmer ist sehr ruhig.Yatak odası çok sessiz.

Birleşik isim: schlafen + Zimmer.

das SchweindomuzİsimA2
Auf dem Hof gibt es auch Schweine.Çiftlikte domuzlar da var.

Hakaret olarak çok ağırdır. Schwein haben ise „şanslı olmak“ demek.

das Schweinefleischdomuz etiİsimB1
Schweinefleisch isst er nicht.Domuz eti yemiyor.
das Schwimmbadyüzme havuzuİsimA2
Das Schwimmbad hat ab sieben geöffnet.Yüzme havuzu yediden itibaren açık.

Çoğulu: die Schwimmbäder.

das SeminarseminerİsimB1
Im Seminar müssen wir ein Referat halten.Seminerde bir sunum yapmamız gerekiyor.
das ShampooşampuanİsimA2
Welches Shampoo nimmst du?Hangi şampuanı kullanıyorsun?
das SignalsinyalİsimB1
Im Keller hat das Handy kein Signal.Bodrumda telefon sinyal almıyor.
das Sparbuchtasarruf cüzdanıİsimB1
Das Sparbuch bringt kaum noch etwas.Tasarruf cüzdanı artık neredeyse hiç getiri sağlamıyor.
das StockwerkkatİsimB1
Wir wohnen im vierten Stockwerk.Dördüncü katta oturuyoruz.

Aynı anlamda der Stock ve die Etage de kullanılır.

das Studiumüniversite eğitimiİsimB1
Das Studium dauert sechs Semester.Eğitim altı dönem sürüyor.
das Symptombelirti, semptomİsimB1
Das Symptom tritt nur morgens auf.Belirti yalnızca sabahları ortaya çıkıyor.
das Tagesgerichtgünün yemeğiİsimB1
Das Tagesgericht ist günstiger.Günün yemeği daha ucuz.
das TalvadiİsimB1
Im Tal liegt oft Nebel.Vadide çoğu zaman sis olur.

Çoğulu: die Täler.

das Taschentuchmendil, kâğıt mendilİsimA2
Hast du ein Taschentuch für mich?Bana bir mendil verir misin?

Çoğulu: die Taschentücher.

das TheatertiyatroİsimA2
Im Theater gibt es noch Karten.Tiyatroda hâlâ bilet var.

Günlük dilde „olay, yaygara“ anlamına da gelir.

das Torgol; kale; büyük kapıİsimA2
Das zweite Tor fiel kurz vor Schluss.İkinci gol bitime az kala geldi.

Bir kelime, iki anlam: futbolda gol ve kale, binada büyük kapı.

das TrinkgeldbahşişİsimA2
Das Trinkgeld gibt man beim Zahlen.Bahşiş ödeme sırasında verilir.

Masaya bırakılmaz: öderken yuvarlanmış toplamı söylersin, örneğin hesap 27,40 € ise Dreißig, bitte.

das TurnierturnuvaİsimB1
Das Turnier geht über drei Tage.Turnuva üç gün sürüyor.
das Uferkıyı (nehir, göl)İsimB1
Am Ufer stehen alte Weiden.Kıyıda yaşlı söğütler var.
das Unternehmenşirket, işletmeİsimB1
Das Unternehmen wächst seit Jahren.Şirket yıllardır büyüyor.

Firma'dan daha resmî.

das Verhältnisilişki; oranİsimB1
Sie hat ein gutes Verhältnis zu ihrem Bruder.Kardeşiyle arası iyi.

Sayılarda oran: im Verhältnis eins zu drei. Çoğulu die Verhältnisse „koşullar“ da demek.

das Vollkornbrottam buğday ekmeğiİsimB1
Vollkornbrot hält länger satt.Tam buğday ekmeği daha uzun süre tok tutar.
das WaschmitteldeterjanİsimB1
Das Waschmittel ist alle.Deterjan bitti.

alle sein konuşma dilinde „bitmek“: Das Waschmittel ist alle.

das WLANkablosuz internet, wifiİsimA2
Wie ist das WLAN-Passwort?Wifi şifresi ne?

Okunuşu: „ve-lan“.

das WörterbuchsözlükİsimA2
Schlag das Wort im Wörterbuch nach.Kelimeye sözlükten bak.
das Zeugniskarne; belge, diplomaİsimB1
Das Zeugnis gibt es am letzten Schultag.Karneler okulun son günü veriliyor.

İşverenden alınan bonservis için de kullanılır: das Arbeitszeugnis.

deinseninArtikelA1
Ist das dein Fahrrad?Bu senin bisikletin mi?
der Abschiedveda, ayrılıkİsimB1
Beim Abschied hat sie geweint.Vedalaşırken ağladı.
der AdventNoel öncesi dört hafta (Advent)İsimB1
Im Advent riecht es überall nach Zimt.Advent döneminde her yer tarçın kokar.

Noel'den önceki dört pazar; evlerde dört mumlu çelenk (der Adventskranz) yakılır.

der AlarmalarmİsimB1
Der Alarm ging um drei Uhr los.Alarm saat üçte çaldı.
der AlkoholalkolİsimA2
Er trinkt keinen Alkohol.Alkol içmiyor.

Çoğulu yok.

der Anhangek (e-postada)İsimB1
Im Anhang finden Sie die Unterlagen.Belgeleri ekte bulabilirsiniz.

Resmî e-postalarda kalıp: Im Anhang finden Sie …