İçeriğe geç
EveryLingua Tüm dillerSözlük
TR

Almancada eşdizimler: hangi fiil hangi isimle kullanılır

Burada bir cümle dilbilgisi açısından doğru olup yine de yanlış olabilir. Hiçbir kuralı çiğnemez — sadece kimse öyle söylemez. Hangi fiilin hangi isimle kullanıldığını hiçbir kural açıklamaz. Bu dilin bir alışkanlığıdır ve alışkanlıklar çiftler halinde öğrenilir.

Bunların neredeyse hepsini bir avuç fiil taşır. Akla ilk gelen başka bir fiilse, o fiil üçüncü sütunda yazıyor — hatalar tam da bu noktalarda yapılır.

treffen

Kararlar, seçimler ve önlemler: Türkçede verilir, yapılır ya da alınır; Almancada treffen kullanılır.

AlmancaTürkçeKolayca karıştırılır
treffen eine Entscheidungkarar vermekakla gelen: geben („karar vermek“)
treffen eine Wahlseçim yapmak, seçmekakla gelen: machen („seçim yapmak“)

Bis Freitag müssen wir eine Entscheidung treffen.Cumaya kadar bir karar vermemiz lazım.

Zwischen den beiden Wohnungen eine Wahl zu treffen, war nicht leicht.İki daire arasında seçim yapmak kolay değildi.

stellen

Bir şey yerine konur: soru, şart, başvuru, çalar saat. Türkçe burada soru sorar, şart koşar, saati kurar.

AlmancaTürkçeKolayca karıştırılır
stellen eine Fragesoru sormakakla gelen: fragen („eine Frage fragen“)
stellen den Weckerçalar saati kurmak
stellen einen Antragbaşvuru yapmak, başvurmakakla gelen: machen („einen Antrag machen“ evlenme teklif etmektir)

Darf ich Ihnen eine Frage stellen?Size bir soru sorabilir miyim?

Ich stelle mir den Wecker auf halb sieben.Çalar saatimi altı buçuğa kuruyorum.

Sie hat einen Antrag auf Wohngeld gestellt.Kira yardımı için başvuru yaptı.

nehmen

Çoğu zaman „almak“ ile örtüşür: yer almak gibi. Ama Türkçenin „yapmak“ dediği banyo da burada.

AlmancaTürkçeKolayca karıştırılır
nehmen Platzoturmak, yer almak
nehmen ein Badbanyo yapmak (küvette)akla gelen: machen („banyo yapmak“)

Nehmen Sie bitte Platz, die Ärztin kommt gleich.Lütfen oturun, doktor hanım birazdan geliyor.

Nach der langen Wanderung hat er ein heißes Bad genommen.Uzun yürüyüşten sonra sıcak bir banyo yaptı.

bringen

Bir şey bir duruma getirilir: düzene, gülmeye, eve. Türkçe çoğu zaman tek bir fiil kullanır: güldürmek, düzeltmek.

AlmancaTürkçeKolayca karıştırılır
bringen jemanden nach Hausebirini eve bırakmak, eve götürmekakla gelen: lassen („bırakmak“)
bringen jemanden zum Lachenbirini güldürmekakla gelen: machen („macht mich lachen“)
bringen in Ordnungdüzeltmek, yoluna koymak

Nach dem Konzert bringe ich dich nach Hause.Konserden sonra seni eve bırakırım.

Mit seinen Geschichten bringt er alle zum Lachen.Anlattığı hikâyelerle herkesi güldürüyor.

Kannst du das bis Montag wieder in Ordnung bringen?Bunu pazartesiye kadar düzeltebilir misin?

kommen

Bir şey kendiliğinden bir duruma gelir. Burada Türkçenin „gelmek“i çoğu zaman doğru yolu gösterir: sıra gelmek, aklına gelmek.

AlmancaTürkçeKolayca karıştırılır
kommen zu spätgeç kalmakakla gelen: bleiben („kalmak“)
kommen an die Reihesıra birine gelmek
kommen auf die Ideeaklına gelmek, bir fikre varmak

Komm bitte nicht wieder zu spät!Bir daha geç kalma, tamam mı?

Wir warten schon eine Stunde und kommen immer noch nicht an die Reihe.Bir saattir bekliyoruz, sıra hâlâ bize gelmedi.

Wie bist du denn auf diese Idee gekommen?Bu fikir nereden aklına geldi?

halten

Söz tutulur, konuşma yapılır, iletişim sürdürülür: Almanca hepsinde halten der. „Sözünü tutmak“ burada tam yerini bulur.

AlmancaTürkçeKolayca karıştırılır
halten eine Redekonuşma yapmak, nutuk atmakakla gelen: machen („konuşma yapmak“)
halten ein Versprechensözünü tutmak
halten Kontaktirtibatı sürdürmek, görüşmeyi sürdürmek
halten sich an die Regelnkurallara uymak

Auf der Hochzeit hat ihr Bruder eine Rede gehalten.Düğünde kardeşi bir konuşma yaptı.

Er hat sein Versprechen gehalten und ist gekommen.Sözünü tuttu ve geldi.

Seit dem Studium halten wir per E-Mail Kontakt.Üniversiteden beri e-postayla görüşüyoruz.

machen

Çoğu zaman „yapmak“ ile örtüşür: ödev yapmak, sınav olmak. Tuzak, Türkçenin çektiği ya da verdiği yerde: fotoğraf, mola.

AlmancaTürkçeKolayca karıştırılır
machen Hausaufgabenödev yapmak
machen ein Fotofotoğraf çekmekakla gelen: ziehen („çekmek“)
machen eine Pausemola vermek, ara vermekakla gelen: geben („mola vermek“)
machen Spaßeğlenceli olmak, keyif vermekakla gelen: sein („es ist Spaß“)
machen einen Spaziergangyürüyüşe çıkmak, gezinti yapmak
machen eine Prüfungsınava girmek, sınav olmak
machen sich Sorgenendişelenmek, kaygılanmak
machen jemandem Angstbirini korkutmak
machen Schlussbugünlük bırakmak; (biriyle) ayrılmak

Nach dem Essen macht sie ihre Hausaufgaben.Yemekten sonra ödevlerini yapıyor.

Kannst du ein Foto von uns machen?Bizim bir fotoğrafımızı çekebilir misin?

Lass uns zehn Minuten Pause machen.On dakika mola verelim.

Kendin dene