İngilizce telaffuz: dinlemek için 32 minimal çift
Minimal çift, tam olarak tek bir sesle birbirinden ayrılan iki kelimedir. Onları ayırt edebiliyorsan o sese hâkimsin demektir. Edemiyorsan yıllarca aynı kelimeyi söyler ve insanların neden ne demek istediğini sorduğuna şaşırırsın.
Dikkatle dinlemek konuşmana yardım eder.
Bu liste alışılmış listelerden daha kısa, çünkü tek bir kurala uyuyor: Listede sadece Türkçede olmayan ayrımlar var. Kendi dilinin zaten yaptığı bir ayrım sana hiç zahmet vermez; çalışmaya değer olanlar, onun yapmadığı ayrımlardır.
Bu yüzden 6 grubun her biri önce Türkçe konuşan birinin bunun yerine ne yaptığını söylüyor. Asıl bilgi budur; altındaki kelimeler kanıttır. Burada fonetik alfabe yok: İşaretleri bilenin bu sayfaya ihtiyacı yok, bilmeyene de bir şey anlatmazlar.
ship mi sheep mi
Kısa ɪ ve uzun iː.
Burada ne oluyor: Türkçede bir ünlünün uzun ya da kısa olması anlamı neredeyse hiç değiştirmez, İngilizcede ise bu iki ses iki ayrı kelime yapar. sheep içindeki ses Türkçedeki „i“den belirgin biçimde uzun ve gergindir — dudaklar hafifçe yana çekilir. ship içindeki ses ise Türkçedeki „i“den daha kısa ve gevşektir, „ı“ya doğru biraz kayar. Kısa olanı Türkçedeki gibi söylersen İngilizce kulağı çoğu zaman uzun olanı duyar. Yazımdan kaba bir kural: ee ve ea çoğunlukla uzundur, tek bir i çoğunlukla kısa.
| Biri | anlamı | Diğeri | anlamı |
|---|---|---|---|
| ship | gemi | sheep | koyun |
The sheep were loaded onto the ship.Koyunlar gemiye yüklendi. | |||
| live | yaşamak, oturmak | leave | ayrılmak, gitmek |
They live here but they leave in June.Burada oturuyorlar, ama haziranda gidiyorlar. Sıfat olarak (a live concert) live „layv“ diye okunur: tek kelime, iki söyleyiş. | |||
| fill | doldurmak | feel | hissetmek |
Fill the glass and feel the weight.Bardağı doldur ve ağırlığını hisset. | |||
| bin | çöp kutusu | bean | fasulye tanesi |
A bean rolled under the bin.Bir fasulye tanesi çöp kutusunun altına yuvarlandı. | |||
| sit | oturmak | seat | koltuk, oturacak yer |
Sit down and keep the seat free.Otur ve yeri boş tut. | |||
| slip | kaymak | sleep | uyumak |
Do not slip — go and sleep.Kayma — git uyu. | |||
think mi sink mi
th, sesli ve sessiz.
Burada ne oluyor: Türkçede bu ses yoktur, bu yüzden Türkçe konuşanlar onun yerine „t“, „d“, „s“ ya da „z“ söyler: think „tink“ ya da „sink“, this „dis“ ya da „zis“ olur. Ama „t“ ve „d“ duran seslerdir — dil havayı keser ve bırakır. İngilizcedeki th durmaz: Dilin ucu üst ve alt dişlerin arasında hafifçe durur ve hava sürekli akar, tıpkı „f“ ya da „s“de olduğu gibi. think içinde yalnızca hava vardır, this ve they içinde havanın yanında gırtlaktan gelen titreşim de.
| Biri | anlamı | Diğeri | anlamı |
|---|---|---|---|
| think | düşünmek, sanmak | sink | lavabo, evye |
I think the sink is blocked.Sanırım lavabo tıkandı. | |||
| three | üç | tree | ağaç |
Three birds sat in the tree.Ağaçta üç kuş oturuyordu. „Tri“ dersen İngilizce kulağı tree duyar. three için dilini dişlerinin arasına koy ve havayı akıt. | |||
| thin | ince | fin | yüzgeç |
The fin was thin and grey.Yüzgeç ince ve griydi. | |||
| mouth | ağız | mouse | fare |
The mouse ran past, mouth open.Fare ağzı açık yanımızdan geçti. | |||
| thick | kalın | sick | hasta |
The sick man wore a thick coat.Hasta adam kalın bir palto giymişti. | |||
| they | onlar | day | gün |
They come every day.Her gün geliyorlar. Burada th seslidir. „Dey“ değildir: Dil dişlerin arasında durur, hava kesilmez ve gırtlaktaki titreşim de onunla gider. | |||
| breathe | nefes almak | breeze | esinti, meltem |
Breathe in — there is a breeze.Nefes al — hafif bir esinti var. | |||
vine mı wine mı
v ve w.
Burada ne oluyor: Türkçede ikisi için tek bir harf vardır: „v“. Hatta Türkçe „v“ bazı kelimelerde — „tavuk“, „havuç“ — kendiliğinden wye yaklaşır. Bu yüzden vine ile wine, vest ile west çoğu zaman aynı duyulur. İngilizcede bunlar iki ayrı sestir. v için üst dişlerini alt dudağına koy ve sesle birlikte hava çıkar — „f“ der gibi, ama titreşimle. w için dişler dudağa hiç değmez: Dudaklarını „u“ der gibi yuvarla ve hemen ardından gelen ünlüyü söyle. wine aslında „uayn“a yakındır. Aynaya bak: vde dişler görünür, wde yuvarlak dudaklar.
| Biri | anlamı | Diğeri | anlamı |
|---|---|---|---|
| vine | asma, üzüm asması | wine | şarap |
The wine comes from that vine.Şarap şu asmadan geliyor. | |||
| vest | atlet, fanila | west | batı |
A vest is cheaper in the west.Batıda atlet daha ucuz. İngiliz İngilizcesinde vest atlettir; Amerikancada aynı kelime yeleği anlatır. | |||
| verse | kıta (şarkıda) | worse | daha kötü |
The second verse is worse.İkinci kıta daha kötü. | |||
| vet | veteriner | wet | ıslak |
The vet came home wet through.Veteriner eve sırılsıklam geldi. | |||
bad mı bed mi
æ ve e.
Burada ne oluyor: Türkçede tek bir „e“ vardır, ve Türkçe konuşan iki İngilizce sesi de onunla söyler: bad ile bed aynı duyulur. bed içindeki ses Türkçedeki „e“ye çok yakındır. bad içindeki æ ise çok daha açıktır: ağzını aşağı doğru aç, neredeyse „a“ diyecekmiş gibi, ama dilini önde tut. „Bed“ ile „bad“ arasındaki farkı ağzının ne kadar açıldığından hissedersin. Yazıma da dikkat: said ve head iki ünlü harfle yazılır, ama kısa bir e ile okunur.
| Biri | anlamı | Diğeri | anlamı |
|---|---|---|---|
| bad | kötü | bed | yatak |
A bad night in a bad bed.Kötü bir yatakta kötü bir gece. | |||
| man | adam | men | adamlar |
One man, two men.Bir adam, iki adam. Türkçe sayıdan sonra çoğul eki koymaz — „iki adam“. İngilizcede tekil ile çoğulun bütün farkı bu tek ünlüdedir. | |||
| sad | üzgün | said | söyledi (say fiilinin geçmişi) |
She said it in a sad voice.Bunu üzgün bir sesle söyledi. said ai ile yazılır, ama bed içindeki kısa e ile okunur. Harf harf okursan yanlış çıkar. | |||
| had | vardı (have fiilinin geçmişi) | head | baş, kafa |
He had a cold in the head.Nezle olmuştu, başı ağırdı. | |||
| bat | yarasa | bet | bahse girmek |
I bet that was a bat.Bahse girerim, o bir yarasaydı. | |||
| and | ve | end | son |
And that was the end.Ve son buydu. | |||
bag mi back mi
Kelime sonunda yumuşak ünsüzler.
Burada ne oluyor: Bu grup Türkçe konuşan için sanıldığından zordur, çünkü Türkçe kelime sonundaki b, d, g ve c seslerini kendiliğinden sertleştirir: „kitab“ değil „kitap“, „ağac“ değil „ağaç“. Aynı alışkanlık İngilizcede bag kelimesini back, had kelimesini hat yapar. İki şeye dikkat et. Birincisi, sondaki sesi gerçekten yumuşak bırak. İkincisi, ünlünün uzunluğu: İngilizcede yumuşak bir ünsüzden önceki ünlü belirgin biçimde daha uzundur — bag içindeki ünlü back içindekinden uzundur. Dinlerken en büyük ipucu bu uzunluktur.
| Biri | anlamı | Diğeri | anlamı |
|---|---|---|---|
| bag | çanta | back | sırt |
Put the bag on your back.Çantayı sırtına al. | |||
| had | vardı (have fiilinin geçmişi) | hat | şapka |
He had lost his hat.Şapkasını kaybetmişti. | |||
| leave | ayrılmak, gitmek | leaf | yaprak |
One leaf was left when they had to leave.Gitmeleri gerektiğinde tek bir yaprak kalmıştı. | |||
| prize | ödül | price | fiyat |
The prize is worth more than the price.Ödül fiyatından çok daha değerli. Türkçede bunlar iki ayrı kelimedir; İngilizcede onları son ses ayırır: prizeiçinde „z“priceiçinde „s“ | |||
| card | kart | cart | alışveriş arabası |
He put the card in the cart.Kartı alışveriş arabasına koydu. | |||
work mü walk mı
Okunmayan r.
Burada ne oluyor: Türkçe konuşan yazılan her ryi okur, ve dilinin ucuyla okur. Bu, konuşurken work ile walk kelimelerini ayrı tutar. Zorluk dinlemededir: İngiliz İngilizcesinde bir ünlüden sonra gelen r hiç okunmaz, yani work içinde hiç r duymazsın. Fark ünlüden anlaşılır. work, heard, first, turn kelimelerinde Türkçedeki „ö“ye benzeyen, ama dudakları yuvarlamadan söylenen uzun, gevşek bir ünlü vardır. walk içinde dudaklar yuvarlanır, uzun bir „o“ gibi; hard ve fast içinde açık, uzun bir „a“ vardır.
| Biri | anlamı | Diğeri | anlamı |
|---|---|---|---|
| work | çalışmak, iş | walk | yürümek |
I walk to work every day.Her gün işe yürüyerek giderim. walk içindeki l okunmaz: „volk“ değil, yuvarlak dudaklarla uzun bir „o“. | |||
| heard | duydu (hear fiilinin geçmişi) | hard | zor, sert |
I heard it was hard.Zor olduğunu duydum. | |||
| first | birinci, ilk | fast | hızlı |
The first one was not the fast one.İlki hızlı olan değildi. | |||
| turn | çevirmek | torn | yırtık |
Turn the page — it is torn.Sayfayı çevir — yırtık. | |||
Dinle ve ayırt et
İki kelimeden biri seslendirilir, sen de hangisi olduğunu söylersin. İki seçenek varsa tahminle yarısı tutar. Bu yüzden her çift iki kez gelir — her kelime için bir kez. O sese hâkim değilsen ikisinde birden yüzde elli civarında kalırsın ve bu görünür; tek bir doğru cevap bunu göstermezdi.