İçeriğe geç
EveryLingua Tüm dillerSözlük
TR

İngilizce sıfatlar

Bir sıfat nasıl uyum sağlar, nereye gelir, nasıl karşılaştırılır — bunun dilbilgisi aşağıdaki konularda; sıfatların kendisi de arkadan, seviyeye göre sıralı geliyor.

Sıfatlar üzerine dilbilgisi konuları (5)

Temel kelime hazinesindeki sıfatlar (291)

Seviyeye göre sıralı, her biri bir örnek cümleyle.

A1 (83)

simplebasit, kolaySıfatA1
The rule is simple and it always works.Kural basit ve her zaman işe yarar.
deadölü, ölmüşSıfatA1
The plant in the window is dead.Penceredeki bitki ölmüş.
mainana, asılSıfatA1
The main door is round the corner.Ana kapı köşenin arkasında.
certainemin, kesinSıfatA1
I am certain that she said Tuesday.Salı dediğinden eminim.
wholebütün, tümSıfatA1
She read the whole list every morning.Her sabah bütün listeyi okurdu.
fineiyiSıfatA1
I am fine, thank you.İyiyim, teşekkür ederim.
welcomehoş geldin, hoş geldinizSıfatA1
Welcome to our office.Ofisimize hoş geldiniz.
dearsevgili (mektup hitabında)SıfatA1
Dear Anna, thank you for your letter.Sevgili Anna, mektubun için teşekkürler.
oldyaşlı, eski; … yaşındaSıfatA1
How old are you?Kaç yaşındasın?

Yaş to be ile söylenir: I am thirty — Türkçedeki „otuz yaşındayım“ gibi.

younggençSıfatA1
She is younger than her brother.Erkek kardeşinden daha genç.
aloneyalnız, tek başınaSıfatA1
He was travelling alone.Tek başına seyahat ediyordu.
earlyerkenSıfatA1
The train left early.Tren erken kalktı.
lategeçSıfatA1
Sorry I am late.Pardon, geç kaldım.

lately „geç“ değil, „son zamanlarda“ demektir.

hungryaçSıfatA1
I am hungry.Açım.

Açlık ve susuzluk Türkçedeki gibi to be ile söylenir: I am hungry — ama am hiç atlanmaz.

thirstysusamışSıfatA1
The children were thirsty.Çocuklar susamıştı.
sweettatlıSıfatA1
This cake is very sweet.Bu pasta çok tatlı.
otherdiğer, öbürSıfatA1
The other door is open.Öbür kapı açık.
anotherbir … daha, başka birSıfatA1
Would you like another cup?Bir fincan daha ister misin?
everyherSıfatA1
She calls every Sunday.Her pazar arar.
nextbir sonraki, gelecekSıfatA1
The next train goes at ten.Bir sonraki tren onda kalkıyor.
goodiyiSıfatA1
That is a good idea.Bu iyi bir fikir.

good kelimesinin zarfı welldir: she sings well.

badkötüSıfatA1
The weather was bad all week.Hava bütün hafta kötüydü.

Derecelendirme: bad – worse – the worst.

bigbüyükSıfatA1
They live in a big house.Büyük bir evde oturuyorlar.
smallküçükSıfatA1
It is a small village.Küçük bir köy.
largebüyük, genişSıfatA1
A large number of people came.Çok sayıda insan geldi.
longuzunSıfatA1
It was a long day.Uzun bir gündü.
newyeniSıfatA1
She has a new job.Yeni bir işi var.
easykolaySıfatA1
The test was easier than expected.Sınav beklenenden kolaydı.
difficultzorSıfatA1
This is a difficult question.Bu zor bir soru.
importantönemliSıfatA1
It is important to be on time.Zamanında gelmek önemli.
correctdoğruSıfatA1
Only one answer is correct.Yalnızca bir cevap doğru.
wrongyanlışSıfatA1
I took the wrong train.Yanlış trene bindim.
truedoğru, gerçekSıfatA1
Is that really true?Bu gerçekten doğru mu?
stronggüçlü, kuvvetliSıfatA1
There was a strong wind.Kuvvetli bir rüzgâr vardı.
fasthızlıSıfatA1
This is a fast connection.Bu hızlı bir bağlantı.

Zarfı da fasttır, fastly değil.

slowyavaşSıfatA1
The service was very slow.Servis çok yavaştı.
heavyağırSıfatA1
This bag is too heavy.Bu çanta çok ağır.
fulldoluSıfatA1
The bus was completely full.Otobüs tamamen doluydu.

full of something: a room full of people — „insanla dolu bir oda“.

emptyboşSıfatA1
The street was empty.Sokak boştu.
cleantemizSıfatA1
The rooms were clean and bright.Odalar temiz ve aydınlıktı.
dirtykirliSıfatA1
His shoes were dirty.Ayakkabıları kirliydi.
hardsert, zorSıfatA1
It was hard work.Zor bir işti.

hardly bunun zarfı değildir — „neredeyse hiç“ demektir.

highyüksekSıfatA1
The wall is two metres high.Duvar iki metre yüksekliğinde.

Eşyalar high, insanlar talldır.

lowalçak, düşükSıfatA1
Prices are low at the moment.Fiyatlar şu sıralar düşük.
differentfarklıSıfatA1
This is different from what I expected.Bu, beklediğimden farklı.

İngiliz kullanımında different from, Amerikan kullanımında different than da.

sameaynıSıfatA1
We took the same train.Aynı trene bindik.

Her zaman the ile: the same, asla a same değil.

readyhazırSıfatA1
Dinner is ready.Akşam yemeği hazır.
sureeminSıfatA1
Are you sure about that?Bundan emin misin?
greatharika; büyükSıfatA1
That is a great idea.Bu harika bir fikir.
littleküçük, azSıfatA1
There is little time left.Az zaman kaldı.

a little „biraz“, a olmadan little ise „pek az, neredeyse hiç“ demektir — fark büyüktür.

nicehoş, güzelSıfatA1
It is a nice day today.Bugün güzel bir gün.
beautifulgüzelSıfatA1
The garden looks beautiful in the morning.Bahçe sabahları çok güzel görünüyor.
funnykomik, eğlenceliSıfatA1
Tom tells funny stories.Tom komik hikâyeler anlatır.
lastsonSıfatA1
This is the last bus tonight.Bu, bu gecenin son otobüsü.
richzenginSıfatA1
He is not rich, but he is happy.Zengin değil ama mutlu.
favouriteen sevdiği, favoriSıfatA1
Blue is my favourite colour.En sevdiğim renk mavi.
quietsessiz, sakinSıfatA1
It is a quiet street.Sakin bir sokak.
redkırmızıSıfatA1
She has a red bicycle.Kırmızı bir bisikleti var.
bluemaviSıfatA1
The sky was clear and blue.Gökyüzü açık ve maviydi.
greenyeşilSıfatA1
The traffic light turned green.Trafik ışığı yeşile döndü.
yellowsarıSıfatA1
He drives a yellow van.Sarı bir minibüs kullanıyor.
blacksiyahSıfatA1
I take my coffee black.Kahvemi sade içerim.
whitebeyazSıfatA1
The walls are white.Duvarlar beyaz.
brownkahverengiSıfatA1
She has brown eyes.Gözleri kahverengi.
greygriSıfatA1
It was a grey November day.Gri bir kasım günüydü.

İngiliz yazımı grey, Amerikan yazımı gray.

darkkaranlık, koyuSıfatA1
It gets dark early in winter.Kışın hava erken kararır.
talluzun boyluSıfatA1
Her brother is very tall.Erkek kardeşi çok uzun boylu.

İnsanlar tall, eşyalar highdır: a tall man, a high wall.

shortkısaSıfatA1
It was a short visit.Kısa bir ziyaretti.
faruzakSıfatA1
Is it far from here?Buradan uzak mı?
quickhızlı, çabukSıfatA1
Nothing depended on the answer being quick.Hiçbir şey cevabın çabuk olmasına bağlı değildi.
usualolağan, her zamankiSıfatA1
The usual procedure would have taken two days.Olağan işlem iki gün sürerdi.
realgerçek, hakikiSıfatA1
The bag looks like leather but it is not real.Çanta deriye benziyor ama hakiki değil.
illhastaSıfatA1
He has been ill for a week.Bir haftadır hasta.

İngiliz kullanımında ill, Amerikan kullanımında çoğu zaman sick.

tiredyorgunSıfatA1
You look tired.Yorgun görünüyorsun.
cheapucuzSıfatA1
The hotel was surprisingly cheap.Otel şaşırtıcı derecede ucuzdu.

cheap küçümseyici anlamda „ucuz, kalitesiz“ de olabilir. Olumsuz anlam taşımayan „uygun fiyatlı“ için inexpensive ya da good value kullanılır.

expensivepahalıSıfatA1
That restaurant is too expensive.O restoran çok pahalı.
interestingilginçSıfatA1
That is an interesting idea.Bu ilginç bir fikir.
warmılık, sıcakSıfatA1
It is warm for October.Ekim için hava ılık.
hotsıcakSıfatA1
It was too hot to work outside.Dışarıda çalışmak için fazla sıcaktı.
wetıslakSıfatA1
My shoes are wet.Ayakkabılarım ıslak.
happymutlu, memnunSıfatA1
She was happy about the news.Habere sevindi.

happy about something, happy with something — asla happy over.

sadüzgünSıfatA1
He looked sad this morning.Bu sabah üzgün görünüyordu.
friendlygüler yüzlü, samimiSıfatA1
The staff were very friendly.Çalışanlar çok güler yüzlüydü.

A2 (92)

politekibar, nazikSıfatA2
She was very polite about it.Bu konuda çok kibardı.
marriedevliSıfatA2
They have been married for ten years.On yıldır evliler.

married to somebody denir, married with somebody değil — Türkçedeki „biriyle evli“ yanıltır.

singlebekârSıfatA2
She is single and lives alone.Bekâr ve yalnız yaşıyor.
deliciouslezzetli, çok güzelSıfatA2
That was delicious, thank you.Çok lezzetliydi, teşekkürler.
severalbirkaç, birçokSıfatA2
Several people asked the same thing.Birkaç kişi aynı şeyi sordu.
weakzayıfSıfatA2
The signal is very weak here.Sinyal burada çok zayıf.
softyumuşakSıfatA2
The bed was very soft.Yatak çok yumuşaktı.
deepderinSıfatA2
The lake is very deep.Göl çok derin.
widegenişSıfatA2
The river is wide here.Nehir burada geniş.
narrowdarSıfatA2
It is a narrow street.Dar bir sokak.
safegüvenliSıfatA2
The area is quite safe.Bölge oldukça güvenli.
dangeroustehlikeliSıfatA2
That road is dangerous at night.O yol geceleri tehlikeli.
possiblemümkünSıfatA2
Is it possible to change the date?Tarihi değiştirmek mümkün mü?
similarbenzerSıfatA2
The two cases are similar.İki durum birbirine benziyor.

similar to denir, similar as değil.

busymeşgul, kalabalıkSıfatA2
She is very busy this week.Bu hafta çok meşgul.
clearaçık, netSıfatA2
The instructions were not clear.Talimatlar net değildi.
strangetuhaf, garipSıfatA2
That is a strange coincidence.Bu tuhaf bir tesadüf.
terriblekorkunç, berbatSıfatA2
The traffic was terrible.Trafik berbattı.
wonderfulharikaSıfatA2
We had a wonderful evening.Harika bir akşam geçirdik.
seriousciddiSıfatA2
It is a serious problem.Bu ciddi bir sorun.
usefulyararlı, işe yararSıfatA2
That was a useful tip.Bu işe yarar bir ipucuydu.
pooryoksul; kötü, zayıfSıfatA2
The light was poor and the photograph shows it.Işık zayıftı ve fotoğrafta belli oluyor.
comfortablerahatSıfatA2
This chair is very comfortable.Bu sandalye çok rahat.
brightparlak, canlıSıfatA2
He wore a bright red jacket.Parlak kırmızı bir ceket giymişti.
thinince, zayıfSıfatA2
The jacket is too thin for winter.Ceket kış için fazla ince.
able-ebilen, yapabilirSıfatA2
She was able to answer without looking it up.Bakmadan cevap verebildi.
uselessişe yaramazSıfatA2
A key without a door is useless.Kapısı olmayan bir anahtar işe yaramaz.
visiblegörünürSıfatA2
The mark is visible only in strong light.İz yalnızca güçlü ışıkta görünüyor.
finalson, kesinSıfatA2
The conversation was short, polite and final.Konuşma kısa, kibar ve kesindi.
straightdüz, dümdüzSıfatA2
The old road runs straight across the field.Eski yol tarlanın içinden dümdüz geçiyor.
plainsade, açıkSıfatA2
He asked for a plain answer.Açık bir cevap istedi.
loudyüksek sesli, gürültülüSıfatA2
Nobody in the flat was loud about it.Dairede kimse bunu yüksek sesle dile getirmedi.
extraek, fazladanSıfatA2
We paid extra for the second bag.İkinci çanta için fazladan ödedik.
dailygünlük, her günSıfatA2
The bus runs daily except on Sunday.Otobüs pazar hariç her gün çalışıyor.
localyerel, buradakiSıfatA2
We buy our bread at the local baker.Ekmeğimizi mahalledeki fırından alıyoruz.
closeyakınSıfatA2
The shop is close to my house.Dükkân evime yakın.
excellentmükemmelSıfatA2
The food here is excellent.Buranın yemekleri mükemmel.
amazinginanılmaz, harikaSıfatA2
The view from the top is amazing.Tepeden manzara harika.
awfulberbat, korkunçSıfatA2
The weather was awful last week.Geçen hafta hava berbattı.
hugekocaman, devasaSıfatA2
They live in a huge house.Kocaman bir evde oturuyorlar.
tinyminicikSıfatA2
The kitchen is tiny.Mutfak minicik.
perfectkusursuz, mükemmelSıfatA2
Your English is almost perfect.İngilizcen neredeyse kusursuz.
specialözelSıfatA2
Today is a special day for us.Bugün bizim için özel bir gün.
popularsevilen, popülerSıfatA2
This song is very popular.Bu şarkı çok seviliyor.
modernmodernSıfatA2
The new library is very modern.Yeni kütüphane çok modern.
famousünlüSıfatA2
The town is famous for its cheese.Kasaba peyniriyle ünlü.
alivecanlı, hayattaSıfatA2
The fish is still alive.Balık hâlâ canlı.
asleepuykudaSıfatA2
The children are asleep.Çocuklar uyuyor.
foreignyabancıSıfatA2
Do you speak a foreign language?Yabancı bir dil konuşuyor musun?
luckyşanslıSıfatA2
We were lucky with the weather.Hava konusunda şanslıydık.
healthysağlıklıSıfatA2
She eats very healthy food.Çok sağlıklı besleniyor.
sickhastaSıfatA2
He is sick and stays at home today.Hasta ve bugün evde kalıyor.
curlykıvırcıkSıfatA2
She has long curly hair.Uzun, kıvırcık saçları var.
baldkelSıfatA2
My uncle went bald at thirty.Amcam otuz yaşında kel oldu.
slimince, zayıfSıfatA2
She is tall and slim.Uzun boylu ve ince.
wavydalgalıSıfatA2
Her hair is naturally wavy.Saçları doğal olarak dalgalı.
walk-inrandevusuzSıfatA2
It is a walk-in salon.Randevusuz giriliyor bu salona.
freeücretsiz, bedava; boşSıfatA2
Delivery is free.Teslimat ücretsiz.

free hem „ücretsiz“ hem „boş, serbest“ demektir.

crowdedkalabalık, tıklım tıklımSıfatA2
The train was very crowded.Tren çok kalabalıktı.
boringsıkıcıSıfatA2
The lecture was boring.Konferans sıkıcıydı.

I am boring „ben sıkıcıyım“ demektir. Canı sıkılan I am bored der.

coolserinSıfatA2
The evenings are getting cool.Akşamlar serinliyor.
drykuruSıfatA2
It has been dry for weeks.Haftalardır kurak.
wildyabani, vahşiSıfatA2
These flowers are wild.Bu çiçekler yabani.
angrykızgın, öfkeliSıfatA2
She was angry with me.Bana kızgındı.

Bir kişiye angry with, bir şeye angry about.

afraidkorkmuş, korkanSıfatA2
I am afraid of dogs.Köpeklerden korkarım.

afraid of, afraid from değil — Türkçedeki „-den“ yanıltır.

nervousgergin, heyecanlıSıfatA2
He gets nervous before exams.Sınavlardan önce gerilir.
surprisedşaşırmışSıfatA2
We were surprised by the result.Sonuca şaşırdık.
excitedheyecanlı, sabırsızlananSıfatA2
The children were excited about the trip.Çocuklar gezi için heyecanlıydı.
boredcanı sıkılmışSıfatA2
I was bored during the film.Film boyunca canım sıkıldı.
proudgururluSıfatA2
She is proud of her work.İşiyle gurur duyuyor.

proud of denir, proud with değil — Türkçedeki „-le gurur duymak“ yanıltır.

worriedendişeliSıfatA2
They are worried about the costs.Masraflar konusunda endişeliler.
lonelyyalnız (duygu)SıfatA2
He felt lonely in the new city.Yeni şehirde kendini yalnız hissetti.
calmsakinSıfatA2
She stayed calm the whole time.Baştan sona sakin kaldı.
kindnazik, iyi kalpliSıfatA2
That was very kind of you.Çok naziksin.
honestdürüstSıfatA2
To be honest, I do not agree.Açık konuşmak gerekirse katılmıyorum.
patientsabırlıSıfatA2
Please be patient, it takes time.Lütfen sabırlı ol, zaman alıyor.

patient hem „sabırlı“ hem „hasta (doktorun hastası)“ demektir.

shyutangaçSıfatA2
She was too shy to ask.Sormaya utandı.
lazytembelSıfatA2
It was a lazy Sunday afternoon.Tembel bir pazar öğleden sonrasıydı.
gladmemnun, sevinmişSıfatA2
I am glad you are here.Burada olmana sevindim.
cleverakıllı, zekiSıfatA2
That was a clever idea.Akıllıca bir fikirdi.
scaredkorkmuşSıfatA2
The little boy was scared of the dog.Küçük oğlan köpekten korkmuştu.
bravecesurSıfatA2
You were very brave at the doctor.Doktorda çok cesurdun.
sillysaçma, aptalcaSıfatA2
Do not be silly, it is only a game.Saçmalama, sadece bir oyun.
crazyçılgın, deliSıfatA2
It was a crazy day at work.İşte çılgın bir gündü.
lovelyçok hoş, sevimliSıfatA2
What a lovely present!Ne hoş bir hediye!
brokenbozuk, kırıkSıfatA2
The screen is broken.Ekran kırık.
monthlyaylıkSıfatA2
The monthly ticket pays for itself after nine journeys.Aylık bilet dokuz yolculuktan sonra kendini çıkarıyor.
directdoğrudan, aktarmasızSıfatA2
There is no direct train, so you change once.Aktarmasız tren yok, bir kez değiştiriyorsun.
suddenaniSıfatA2
There was a sudden noise.Ani bir ses geldi.
carefuldikkatliSıfatA2
Be careful on the stairs.Merdivenlerde dikkatli ol.
spicyacı, baharatlıSıfatA2
It is spicier than it looks.Göründüğünden daha acı.

Bıçak için keskin sharpdır, spicy değil.

exacttam, kesinSıfatA2
What is the exact time?Saat tam olarak kaç?

B1 (116)

suchöyle, böyleSıfatB1
It was such a long day.Öyle uzun bir gündü ki.

Sıfatlardan önce so, isim gruplarından önce such.

palesoluk, açık (renk)SıfatB1
She prefers pale colours.Açık renkleri tercih ediyor.
smartşıkSıfatB1
You look very smart today.Bugün çok şıksın.

İngiliz kullanımında smart „şık“; Amerikan kullanımında çoğu zaman „akıllı“ demektir.

worthdeğer, değmekSıfatB1
It is worth the money.Parasına değer.

worth sonrasında -ing gelir: it is worth trying — „denemeye değer“.

grammaticaldilbilgisel, dilbilgisine uygunSıfatB1
The sentence is grammatical but sounds strange.Cümle dilbilgisine uygun ama tuhaf duyuluyor.

a grammatical mistake: bir dilbilgisi hatası.

tired outbitkinSıfatB1
After the match we were tired out.Maçtan sonra bitkindik.
mildılıman, yumuşakSıfatB1
We had a mild winter.Ilıman bir kış geçirdik.
confidentkendinden eminSıfatB1
He seemed confident about the plan.Plan konusunda kendinden emin görünüyordu.
reliablegüvenilirSıfatB1
She is very reliable.Çok güvenilir biri.
gratefulminnettarSıfatB1
I am grateful for your help.Yardımın için minnettarım.
disappointedhayal kırıklığına uğramışSıfatB1
We were disappointed with the result.Sonuç bizi hayal kırıklığına uğrattı.
particularbelirli, özelSıfatB1
Four things had to be settled in a particular order.Dört şeyin belirli bir sırayla halledilmesi gerekiyordu.
specificbelirli, somutSıfatB1
The terms are specific enough to be checked.Koşullar kontrol edilebilecek kadar somut.
originalasıl, ilk, orijinalSıfatB1
Almost nothing of the original wording is left.Orijinal ifadeden neredeyse hiçbir şey kalmadı.
availablemevcut, bulunanSıfatB1
Both readings are available and neither is wrong.İki okuma da mümkün ve hiçbiri yanlış değil.
effectiveetkiliSıfatB1
Sitting down was the most effective thing he did.Oturmak yaptığı en etkili şeydi.
consistenttutarlıSıfatB1
His abbreviations were consistent and undocumented.Kısaltmaları tutarlıydı ve hiçbir yerde açıklanmamıştı.
considerableepey, kayda değerSıfatB1
The difference was considerable and nobody checked it.Fark epeyce büyüktü ve kimse kontrol etmedi.
sharpkeskinSıfatB1
The sharper point is the one she makes at the end.Daha keskin olan nokta, sonunda yaptığı.
firmsağlam, sertSıfatB1
The ground was firmer here than in the field.Zemin burada tarladakinden daha sağlamdı.
anonymousisimsiz, anonimSıfatB1
In the city they had been anonymous for eleven years.Şehirde on bir yıldır kimse onları tanımıyordu.
unable-emeyen, yapamayanSıfatB1
It will be read as evidence that they were unable to decide.Karar veremediklerinin kanıtı olarak okunacak.
hourlysaatlik, saatte birSıfatB1
The train to the city ran hourly until seven.Şehre giden tren yediye kadar saatte bir kalkıyordu.
completetam, eksiksizSıfatB1
His signature meant that the paperwork was complete.İmzası evrakların tamam olduğu anlamına geliyordu.
helpfulyardımcı, faydalıSıfatB1
The supplier had moved the date to be helpful.Tedarikçi yardımcı olmak için tarihi değiştirmişti.
reasonablemakul, anlayışlıSıfatB1
He said that they were all reasonable people.Hepsinin makul insanlar olduğunu söyledi.
ordinaryolağan, sıradanSıfatB1
It was urgent in the ordinary sense in which everything is urgent.Her şeyin acil olduğu olağan anlamda acildi.
unfairhaksızSıfatB1
The answer she was given was not unfair.Ona verilen cevap haksız değildi.
generalgenelSıfatB1
It had become a statement about the effect in general.Genel olarak etki hakkında bir ifadeye dönüşmüştü.
unusualalışılmadık, olağandışıSıfatB1
The case was unusual enough that nobody wrote a rule.Durum kimsenin kural yazmayacağı kadar alışılmadıktı.
normalnormalSıfatB1
The result is normal for this time of year.Sonuç yılın bu zamanı için normal.
commonyaygın; ortakSıfatB1
This is a common mistake.Bu yaygın bir hata.

İki anlamı var: „yaygın“ ve „ortak“ (in common).

impossibleimkânsızSıfatB1
The date was impossible and everyone knew it.Tarih imkânsızdı ve bunu herkes biliyordu.
falseyanlış, asılsızSıfatB1
The first report turned out to be false.İlk haberin asılsız olduğu ortaya çıktı.
privateözelSıfatB1
It was a private road, and the sign said so.Özel bir yoldu ve tabela da bunu söylüyordu.
thickkalın, yoğunSıfatB1
The wall is thick enough to keep the noise out.Duvar gürültüyü dışarıda tutacak kadar kalın.
naturaldoğalSıfatB1
The natural colour fades faster than the dye.Doğal renk boyadan daha çabuk soluyor.
humaninsani, insanSıfatB1
The mistake was human and the system allowed it.Hata insaniydi ve sistem buna izin verdi.
personalkişiselSıfatB1
That is a personal question and you need not answer it.Bu kişisel bir soru, cevap vermek zorunda değilsin.
likelyolası, muhtemelSıfatB1
The likely answer and the true one were not the same.Olası cevapla doğru cevap aynı değildi.

like kelimesinden gelir ama „sevmek“le ilgisi yoktur.

formereski, öncekiSıfatB1
He is a former teacher.O eski bir öğretmen.
necessarygerekliSıfatB1
Is it necessary to book a table?Masa ayırtmak gerekli mi?
interestedilgili, meraklıSıfatB1
Are you interested in art?Sanatla ilgilenir misin?
surprisingşaşırtıcıSıfatB1
The end of the story is surprising.Hikâyenin sonu şaşırtıcı.
seniorkıdemli, üst düzeySıfatB1
She is a senior nurse at the hospital.Hastanede kıdemli bir hemşire.
industrialsanayi, endüstriyelSıfatB1
He grew up in an industrial town.Bir sanayi kasabasında büyüdü.
identicalaynı, tıpatıpSıfatB1
The two houses are almost identical.İki ev neredeyse tıpatıp aynı.

identical twins: tek yumurta ikizleri.

oddtuhaf; tek (sayı)SıfatB1
That is odd, the door was locked.Tuhaf, kapı kilitliydi.

odd numbers: tek sayılar.

centralmerkezîSıfatB1
The hotel is in a central location.Otel merkezî bir konumda.
practicalpratik, kullanışlıSıfatB1
These shoes are not pretty, but practical.Bu ayakkabılar güzel değil ama kullanışlı.
silentsessiz; okunmayanSıfatB1
The room went silent.Oda sessizleşti.

a silent letter: okunmayan bir harf, knee içindeki k gibi.

unemployedişsizSıfatB1
He was unemployed for six months.Altı ay işsiz kaldı.
validgeçerliSıfatB1
Your ticket is no longer valid.Biletin artık geçerli değil.
officialresmî; memurSıfatB1
This is the official version.Bu resmî sürüm.
outstandingödenmemiş, açıkSıfatB1
The amount is still outstanding.Tutar hâlâ ödenmemiş.
furnishedeşyalıSıfatB1
The room is fully furnished.Oda tamamen eşyalı.
unfurnishedeşyasızSıfatB1
Unfurnished flats are cheaper.Eşyasız daireler daha ucuz.
spaciousgeniş, ferahSıfatB1
The kitchen is surprisingly spacious.Mutfak şaşırtıcı derecede geniş.
cosysıcak, rahat (küçük ve hoş)SıfatB1
It is a small but cosy room.Küçük ama sıcak bir oda.

İlanlarda çoğu zaman „dar“ın kibar söylenişidir. Amerikan yazımı cozy.

affordableuygun fiyatlıSıfatB1
Affordable flats are rare here.Burada uygun fiyatlı daire nadir.
draughtycereyan yapanSıfatB1
The old windows are draughty.Eski pencereler cereyan yapıyor.

Amerikan yazımı drafty; aynı okunur.

urgentacilSıfatB1
Is it urgent?Acil mi?
swollenşişmişSıfatB1
My ankle is swollen.Ayak bileğim şişmiş.
dizzybaşı dönenSıfatB1
I feel dizzy when I stand up.Ayağa kalkınca başım dönüyor.
unconsciousbaygınSıfatB1
He was unconscious for a minute.Bir dakika baygın kaldı.
missingkayıp, eksikSıfatB1
My passport is missing.Pasaportum kayıp.
rareaz pişmişSıfatB1
I would like the steak rare.Bifteği az pişmiş istiyorum.

Sıralama rare — medium — well done. Rare başka yerde „nadir“ demektir.

vegetarianvejetaryenSıfatB1
Is there a vegetarian option?Vejetaryen bir seçenek var mı?
veganveganSıfatB1
The soup is vegan.Çorba vegan.
gluten-freeglütensizSıfatB1
Do you have gluten-free bread?Glütensiz ekmeğiniz var mı?
starvingaçlıktan ölmek üzereSıfatB1
I am absolutely starving.Açlıktan ölüyorum.

Abartılı söylenir, Türkçedeki gibi. Gerçek açlık için kullanılmaz.

tastylezzetliSıfatB1
The sauce was really tasty.Sos gerçekten lezzetliydi.
undercookedaz pişmiş, çiğ kalmışSıfatB1
The rice is undercooked.Pilav çiğ kalmış.
noisygürültülüSıfatB1
The street outside is very noisy.Dışarıdaki sokak çok gürültülü.
self-cateringkendi yemeğini yaptığın (konaklama)SıfatB1
We took a self-catering flat.Mutfaklı bir daire tuttuk.
all-inclusiveher şey dahilSıfatB1
We booked an all-inclusive week.Her şey dahil bir hafta ayırttık.
clammynemli ve soğukSıfatB1
The sleeping bag feels clammy in the morning.Uyku tulumu sabahları nemli ve soğuk geliyor.
second-handikinci elSıfatB1
I bought it second-hand.İkinci el aldım.
permanentkalıcı, süresizSıfatB1
After a year the post became permanent.Bir yıl sonra pozisyon süresiz oldu.
temporarygeçici, süreliSıfatB1
It is only a temporary contract.Sadece geçici bir sözleşme.
full-timetam zamanlıSıfatB1
She works full-time now.Artık tam zamanlı çalışıyor.
part-timeyarı zamanlıSıfatB1
I would prefer a part-time job.Yarı zamanlı bir iş tercih ederim.
suitableuygunSıfatB1
Why are you suitable for this post?Bu pozisyon için neden uygunsun?
motivatedistekli, motiveSıfatB1
They are looking for motivated people.İstekli insanlar arıyorlar.
punctualdakikSıfatB1
Be punctual, even for a video call.Görüntülü bir görüşmede bile dakik ol.
bindingbağlayıcıSıfatB1
The offer is binding for a week.Teklif bir hafta boyunca bağlayıcı.
duty-freegümrüksüzSıfatB1
The duty-free shop is past the gate.Gümrüksüz mağaza kapının ilerisinde.
delayedrötarlı, gecikmeliSıfatB1
The train is delayed by half an hour.Tren yarım saat rötarlı.
cancellediptal edilmişSıfatB1
Two flights were cancelled that morning.O sabah iki uçuş iptal edildi.
off-peakyoğun saatler dışındaSıfatB1
Off-peak tickets are half the price.Yoğun saatler dışındaki biletler yarı fiyatına.
well-behaveduslu, terbiyeliSıfatB1
They were well-behaved all evening.Bütün akşam usluydular.
naughtyyaramazSıfatB1
That was a naughty thing to do.Bu yaramazca bir şeydi.
strictsıkı, katıSıfatB1
His parents are strict about bedtime.Ailesi yatma saati konusunda katı.
loyalsadık, vefalıSıfatB1
He is loyal to his old friends.Eski arkadaşlarına vefalıdır.
engagednişanlıSıfatB1
My sister is engaged.Kız kardeşim nişanlı.

Aynı kelime telefonda „meşgul“, bir kapıda „dolu“ demektir.

shadygölgeliSıfatB1
That corner is shady all day.O köşe bütün gün gölgeli.
bee-friendlyarı dostuSıfatB1
These are bee-friendly plants.Bunlar arı dostu bitkiler.
plastic-freeplastiksizSıfatB1
The plastic-free shelf is very small.Plastiksiz raf çok küçük.
freshtazeSıfatB1
Fresh is what is left after the delivery, not before.Taze olan, teslimattan önce değil, sonra kalandır.
anti-inflammatoryiltihap gidericiSıfatB1
The anti-inflammatory tablets helped most.En çok iltihap giderici tabletler işe yaradı.
symptom-freebelirtisiz, şikâyetsizSıfatB1
He has been symptom-free since June.Hazirandan beri şikâyeti yok.
fairadilSıfatB1
That does not seem fair to me.Bu bana adil görünmüyor.
rawçiğSıfatB1
The middle was still raw.Ortası hâlâ çiğdi.
spareyedekSıfatB1
The spare wheel had been flat for a year.Yedek lastik bir yıldır inikti.
dampnemli; nem, rutubetSıfatB1
The corner of the room is damp.Odanın köşesi nemli.
painfulağrılı, acı vericiSıfatB1
The first days were painful.İlk günler ağrılıydı.
exhaustedbitkin, tükenmişSıfatB1
After the shift she was exhausted.Vardiyadan sonra bitkindi.
stablesabit, istikrarlıSıfatB1
Numbers have been stable since March.Rakamlar marttan beri sabit.
broadgeniş; genelSıfatB1
The river is very broad here.Nehir burada çok geniş.

in broad terms: ana hatlarıyla.

impressiveetkileyiciSıfatB1
The set design was impressive.Dekor tasarımı etkileyiciydi.
classicklasik; tipikSıfatB1
It was a classic mistake.Tipik bir hataydı.

Klasik müzik classical musicdir, classic music değil.

environmentalçevresel, çevre ile ilgiliSıfatB1
The report describes the environmental damage.Rapor çevresel zararı anlatıyor.
harmfulzararlıSıfatB1
The substance is harmful in large amounts.Madde büyük miktarlarda zararlı.
organicorganikSıfatB1
She only buys organic vegetables.Sadece organik sebze alıyor.

Organik gıda organic fooddır, bio food değil.

remoteuzaktan; uzakSıfatB1
Remote work suits the job well.Uzaktan çalışma bu işe çok uyuyor.

the remote control kumandadır, a remote village ise ücra bir köy.

dueteslim tarihi gelmiş, vadesi dolanSıfatB1
The report is due next Tuesday.Raporun teslimi gelecek salı.

Sıfatları çalış